Gözde Coşkun.jpg

PATASANA

Kitap İncelemesi: Gözde Özcan

BİNLERCE YIL ÖNCESİYLE BUGÜNÜ BİRBİRİNE BAĞLAYAN PATASANA

    Ahmet Ümit, 1960’ta Gaziantep’te doğmuş yazar ve şairimizdir. Edebiyatımızda yer alan ilk eseri 1989’da yayınlanan Sokağın Zulası adlı şiir kitabı olmuştur. Ardından öyküleri ve romanlarıyla edebiyat hayatına devam etmiştir. Edebiyatımıza okurlarını toplumsal gerçeklerle, yaşadığımız toprağın tarihiyle, siyasi olaylarla yüzleştiren polisiye roman ve öyküler kazandırmış ve kazandırmaya da devam etmektedir. “Sis ve Gece” ve “Bir Ses Böler Geceyi” sinemaya, “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” diziye, “Ninatta’nın Bileziği” de operaya uyarlanan eserleri arasındadır. Bunların dışında “Karanlıkta Koşanlar”, “Racon Ailem İçin” dizileri ve yakında gösterime girecek “Merhaba Güzel Vatanım” filminin senaryosunu yazmıştır.

  “Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım.”

   Ahmet Ümit’in eserleri arasında yer alan Patasana, 2000 yılında okurla buluşan üçüncü romanı. Geç de olsa 13 yıl önce beni Ahmet Ümit ile tanıştıran Patasana oldu. Kitap zihnimde “Cinayeti kim ya da kimler işledi?” sorusunun yanında, “Yaşadığımız toprakta tarihte neler oldu, kimler yaşadı?” merakı da uyandırdı. Okuduktan sonra polisiye edebiyatında kendimi bulduğumu fark ettim. Ardından Ahmet Ümit’in diğer kitaplarını ve başka yazarları keşfe çıktım. Böylece uçsuz bucaksız edebiyat dünyasının kapıları bana açıldı.

    Beni bu kitabın içine çeken, çoğu polisiye kitabında geçen dedektif hikayelerinin dışında kalması, günümüz ve binlerce yıl öncesinin bir arada anlatılması ve polisiye kitaplarda çok az rastlanan arkeolojik kazı alanında geçmesi oldu.

   Patasana; yaklaşık 3000 yıl öncesinde Hititlere metropollük yapmış, bunun dışında Asurlular, Romalılar gibi uygarlıklara ev sahipliği yapmış; bugün ise Türkiye’nin büyükşehirleri arasında yer alan Gaziantep’in, günümüzde orada yaşayanların Kara Kabir olarak adlandırdığı yatır alanının yanında; Hititler Dönemi’ndeyse Fırat’ın kenarında bir tepenin üzerine kurulmuş antik kent olan arkeolojik kazı alanında geçiyor. Bu coğrafyanın binlerce yıl öncesinde de yaşanan, hala devam eden kanlı geleneğini anlatıyor.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
WhatsApp Image 2019-07-14 at 15.40.36.jp
ahmet ümit.jpg
WhatsApp Image 2019-07-14 at 16.28.42.jp

   "Antik kentin varlığını, yadsınmaz bir şekilde ortaya koyan asıl kanıt, Fırat’ın kenarında bir tepenin üzerine kurulmuş olan kalenin içindeki saray, kütüphane ve tapınak yıkıntılarıydı."

  Her şey, Hititler zamanında Mala olarak geçen, Fırat Nehri’nin çok yakınında bulunan kazı bölgesinde, kazı ekibinin başında bulunan Esra ve ekipte bulunan Kemal, Teoman, Amerikalı arkeolog Timothy, Alman arkeolog Bernd, Elif, Murat tarafından yürütülen projede antik kentin kütüphanesinin ve bu kütüphanede yer aldığı düşünülen Patasana’ya ait tabletlerin bulunup günümüz diline çevrilmesiyle başlıyor.

   

    Bu tabletler, romana da adını veren, saray başyazmanı ve Kral Pisiris’in başdanışmanı Patasana’ya ait ve onun tarafından, uygarlıkların ortak dili olan, Akkad dilinde çivi yazısı ile tabletlere yazılmış. Kendini zalimler çağında yaşayan bir alçak olarak gören Patasana, tabletleri onu okuyacak olan ilk okura hitaben kaleme almış. Bu tabletler belki de dünyada insanlık tarihinin ilk resmi olmayan, itiraf niteliğinde belgeleriydi.

“Günler ölüm haberleriyle kararmışken, insan kazanımlarının sevincini nasıl yaşayabilirdi?”


     Kazı çalışmaları Patasana’ya ait birçok tabletin çok az zarar görmüş şekilde çıkarılmasıyla devam ederken; Yüzbaşı Eşref’in kazı ekibinin yakından tanıdığı Hacı Settar’ın şüpheli ölümünü, zaman zaman tehditler alan Esra’ya haber vermesiyle ortalık karışıyor. Gelenek görenek ve törenin hakim olduğu yörede, bu zamana kadar çok da görülmemiş peş peşe cinayetler işleniyor. Cinayetler Esra’yı fazlasıyla etkiliyor ve kazıyı durdurma fikrini aklına getiriyor.

WhatsApp Image 2019-07-13 at 21.05.50.jp

   "Tanrılar benim lanetli yazgımı, Fırat kıyısındaki kızların en güzeli olan Aşmunikal’ın koyu kahverengi gözlerine gizlemişlerdi, bilmiyordum; ama öğrenecektim."

  Patasana’nın tabletleri tarih boyunca yazılan tabletlerden, anlatılarak çağlar boyunca aktarılan destanlardan da farklıydı. Patasana’dan önce başyazman olan dedesi Mitannuva ve babası Araras’ı, Aşmunikal’e olan aşkının tarifsiz hislerini bütün samimiyetiyle anlatmasının yanında, adına övgüler yağdırılan kralların zalimliğini, yapılan savaşları ve yaşadığı dönemin tarihini de objektif bir bakış açısıyla anlatıyor.

İnsanlar cehennem azabından korkmadan, iyi olabildiklerinde daha üst düzeyde bir uygarlığın ilk adımı atılmış olacaktır.

   

    Cinayetler başta Esra ve Yüzbaşı Eşref tarafından çözülmeye, katil ya da katiller bulunmaya çalışılmıştır. Bu araştırılırken cinayetin işlendiği tarihten 78 yıl öncesinde aynı şekilde cinayetlerin işlendiği ortaya çıkmıştır. Bu da geçmişte birçok uygarlığın yaşadığı bu topraklarda tarihin kapılarının aralamış, 1915’te Ermeniler için çıkarılan Tehcir Kanunu’yla yaşananlar da gözler önüne serilmiştir.

“Beş bin yıllık tarihe bir bak. Yıkımlar, katliamlar, savaşlarla dolu.”


     Patasana tabletlerinde neler anlatmıştı? Patasana’nın tabletleri tamamen gün yüzüne çıkabildi mi? Tarihte ve günümüzdeki olayların iç içe geçtiği labirent nerede ve nasıl son bulacaktı? Kimler öldürüldü? Cinayetleri kim / kimler işlemişti? Esra’ya kazıyı bıraktırmayı düşündürecek kadar korkutan cinayetlerin ardındaki sır perdesi neydi? Soruların cevabı akıcı üslubu ve sürükleyici anlatımıyla okuru alıp kitabın derinliklerine götüren, Ahmet Ümit’in benim için eşsiz olan bu eserinde yatıyor.   

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle