Görkem Yıldırım.jpg

Görkem Yıldırım DÜZEN

04.01.2021

KAPAK KIZI, YEŞİL PERİ GECESİ ve OSMAN'a DAİR

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

    Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman kitaplarının yazarı Ayfer Tunç, kitapları birbirinin devamı olarak kaleme almış. Can Yayınevi tarafından basılan kitaplar yaptığı baskı sayılarıyla okurlar tarafından gereken ilgiyi görmüşe benziyor.


   Üçlemenin ilk romanı olan Kapak Kızı’nı 2004 yılında yeniden kaleme alan yazar, romanı yeniden yazma sebebini şöyle açıklıyor: “Sözün har vurup harman savrulduğu bu romanın elden geçebileceğini düşündüm.” Yazar ilk kitabı olan Saklı hakkında yazılan bir yazıda “söz ekonomisine önem vermediği” şeklinde yapılan bir eleştiri üzerine bu karara varıyor. Gerçekten de Kapak Kızı romanı üçlemenin diğer romanlarına göre daha akıcı ve bir solukta okunuyor. 


  Romanda asıl kahraman Şebnem yer almaz. Şebnem’in annesinin kuzeninin kızı Selda ve amcasının oğlu Ersin, Ankara – İstanbul arası tren yolculuğunda tesadüfen tanışırlar. Selda ve Ersin’in trenin lokantasında aynı masaya oturmaları ile başlayan ve o lokantada çalışan Bünyamin’in etkileşimi ile devam edenler bir tren yolculuğu boyunca anlatılır. Özellikle Bünyamin karakterinin iç konuşmaları,  eşiyle ilgili zihninde yarattığı sanrıların anlatımı bence kitabın en samimi ve en etkileyici bölümleri. Ersin ve Selda sohbet boyunca Şebnem’in bir dergiye verdiği pozlar üzerinden kendilerini ve hayatı sorgularlar. Kendi güvenli aile ortamlarında risk almadan yaşayan iki insan bir araya gelmiştir. Selda kendi karşıtını oluşturduğunu düşündüğü Şebnem’i anlamaya çalışır. Şebnem’in hayattan öç aldığını,  onların ve ailelerinin ahlakını sorgulamaya ittiğini söyler. “Şebnem bizi kendimize bakmak zorunda bıraktı,” der. Bu üçlemenin ilk romanını okurken,  Nietzsche’nin  “Kim namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa, bilin ki en namussuzu odur” sözü zihninizi kurcalar. 


     Yeşil Peri Gecesi kitabında ise söz sırası asıl kahraman Şebnem’dedir. Şebnem acılarla dolu geçen çocukluğunu,  neden o pozları verdiğini, Osman’la evliliğini ve son olarak Emniyet Müdürü ile yaşadığı skandalın sebebini uzun uzun anlatır. Yazarın da söylediği gibi “Şebnem’in tepesinde asılı kalmıştır ağır yaralı çocukluğu”. Annesi ile yıllar sonra hesaplaştığında “bir köküm yok” der hayatta. Şebnem’in babası bir iş kazası geçirir ve kolunu kaybeder. Tüm o mutlu aile hayatı küçük yaşta altüst olur. Şebnem de annesi gibi çok güzeldir. Güzelliğini hep insanlardan öç almak için kullanır. Şebnem’in hayat yolculuğu “İnsanın kaderi ruhunda saklıdır,” diyen Heredotos’u haklı çıkarır türdendir. Arka kapağında kitap için “Cumhuriyet elitlerinin düşkün kuşakları ile orta sınıfın can çekişen tutunamayanlarının karşılaştığı trajik bir karnavala dönüşen kapak kızının romanı” der.  Ben Cumhuriyet elitleri kavramının yergi olarak kullanılmasından rahatsız olan bir okur olarak bu tip tanımlamaları,  romanda anlatılana gereğinden fazla bir anlam yükleme çabası olarak görüyorum. Zira romanda geçen olaylar “elitizm” ile “sonradan görme”liğin birbirine karıştığı bir dönemi kapsıyor (tabii bu benim şahsi düşüncem). Kitapta Edip Cansever, Oğuz Atay ve Turgut Uyar gibi pek çok şair ve yazardan da alıntılara yer verilerek zenginleştirilen anlatım şiirsever okuru da heyecanlandırır. Üçlemenin her iki kitabında da Ermeni komşularla iyi ilişkilere yer verilmiş. Bu detay da İstanbul’un kültürel zenginliğini bize bir kez daha hatırlatarak kurguyu derinleştirmiş. Yeşil Peri Gecesi romanında Osman’a kızarken Osman kitabında üzülürsünüz. Roman da olsa gerçeğin her zaman göründüğü gibi olmadığını son roman olan Osman bitene dek fark edemiyoruz, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi…

WhatsApp Image 2020-12-29 at 16.09.21.jp
AyferTUNC3.jpg

    Üçlemenin sonuncu kitabı Osman’da ise romanın başlangıcı kronolojik açıdan romanın son bölümüdür aslında. Osman’ın ölümü ile başlıyor roman. ‘İntihar mı yoksa kaza mı?’ şüphesi okurun ilgisini zedelememek için romanın sonuna kadar bir muamma olarak kalıyor. Anlatıcımız Osman’ın günlüklerini tesadüfen sahaftan alan ve hayatını roman olarak yazmaya karar veren bir yazar. Bu nedenle kitap Osman’ın günlüklerinden ve Osman’ı tanıyan kişilerle yapılan röportajlardan oluşuyor. 
   

   Kitapta okuru bekleyen soru şu: Güzel bir hayat yaşamak için zenginlik yeterli midir?


   Kitabın asıl teması, hayatı boyunca hep uçlarda yaşamış Şebnem ile İstanbul’un göbeğinde Nişantaşı’nda doğmuş, iyi okullarda okumuş ama tabiri caizse bir baltaya sap olamamış Osman’ın evliliği üzerinden bir kaybediş hikâyesidir.
 

    Yeşil Peri Gecesi kitabında Şebnem, Osman için “çok yakışıklıydı ama elleri hiç güzel değildi,” derken Osman kitabında, Osman’ın son yıllarını birlikte geçirdiği Pakize “Osman’ın ilk elleri dikkatimi çekti. Çok güzellerdi, tam piyanist eliydi,” der. Yazar Osman’la ilgili anlatımlarda arkadaşlarının da Osman hakkında birbirinin zıttı düşüncelerine sık sık yer verir. Zira yazar, güzelliğin göreceliliğine ve bakış açısı farklılıklarına üçlemede bağlantılı şekilde yer vererek dikkatli okurlar için güzel detaylar hazırlamış.


   Bu üçleme; ahlaki yargılarımızı, makamların insanlara verdiği gücü, para hırsını, gerçekleştirmek için uğruna birçok şeyi feda ettiğimiz arzularımızı sorgulamaya sevk ediyor. Her ne kadar romanların öğretici bir misyonu olmasa da ebeveynlik adına çok şey öğrenebileceğimiz, dersler çıkaracağımız bir üçleme roman var karşımızda. Özellikle Osman kitabında çocuğuna hem psikolojik hem de fiziki şiddet uygulayan profesör babanın çocuğunu gerçek hayatta adeta kolsuz kanatsız bırakışı içinizi yakıyor. 


   20. yüzyıla damgasını vuran psikolog Abraham Maslow’a göre insanın yaşamında en yüksek hedefi kendini gerçekleştirebilmesidir. Kendini gerçekleştirmek demek bir anlamda yaşamın hakkını vermektir. Ne kadar yetenekli olursak olalım eğer potansiyelimizi açığa çıkaramıyorsak hayatta bir varlık gösteremeyiz. Bunu Osman kitabında Osman karakterinde ve Kapak Kızı kitabında Ersin’in ve Selda’nın konuşmalarında yaşamlarındaki memnuniyetsizliklerde apaçık görüyoruz.


   Romanın evrensel olan dili insana ait tüm duyguları yansıtabilme gücündedir. Romanların her okurun ruhunda farklı bir yere dokunduğu, dokunduğu ruhun da artık eskisi gibi olamayacağı aşikâr. Özellikle Ayfer Tunç, romanlarında kahramanlarının çektiği acıları, kalp kırıklıklarını öyle güzel anlatmış ki bu dünyada yalnız olmadığımızı bilmek içimizi rahatlatıyor.


   Film senaryolarını aratmayan sürükleyici kurgusu ile sizi uzun süre etkisi altına alacak bu üçlemeyi okurken; Şebnem ve Osman’a ne oldu diye merak edecek, okuduğunuz roman içerisinde kaybolacaksınız. Belki bir gün bu romanlar filme de uyarlanır, kim bilir?

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle