Hande.jpg

Hande KOÇAK

09.12.2020

DÖRT KADIN, DÖRT MÜCADELE, DÖRT FİLM

   Bugün sizlere ayrı ayrı dört önemli kadının hayatlarını anlatan dört film önerisiyle seslenmek istedim. Bu filmleri özellikle paylaşmak istememin nedeni; kadın olarak ne zorluklarla karşılaştığımızı ama bu zorluklarla yine nasıl güçlü bir şekilde mücadele ettiğimizi, başarıya koşmamızın sınırlandırılmak istendiğinde buna nasıl karşı geleceğimizi daha iyi görelim diye paylaşmak istedim. Kadınların kendi değerini daha iyi anlayacağı; erkeklerinse empati, merhamet, saygı gibi yüce duygularının daha iyi gelişeceği o güzel günlere kavuşmak ümidiyle gelin bu filmleri konuşmaya başlayalım.  

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

COCO AVANT CHANEL (COCO CHANEL’den ÖNCE)

Screenshot_20201228-172407_2.jpg
Screenshot_20201228-180606_2.jpg

    Dünyaca ünlü markalardan biri “Chanel” in tasarımcısının hayatını hiç merak ettiniz mi? Bu film, ünlü tasarımcı Coco Chanel’in nasıl ünlendiğini, işinde nasıl ilerlediğini ve aynı zamanda aşk yolculuğunu konu ediyor. Benim belki de en sevdiğim kadın oyunculardan biri olan Audrey Tautou’nun başrolünü oynadığı bu filmden sürpizleri bozmadan biraz bahsetmek isterim.

 
  Chanel’in çocukluğu ablasıyla birlikte yetimhanede geçer. Ve geçimlerini sağlayacak yaşa geldiklerinde hem kabare şarkıcılığı hem de terzilikle uğraşırlar. Takdir edersiniz ki kolay bir yaşamları olmamış. Daha sonra kabarede tanıştığı bir adamın vasıtasıyla şapka tasarlamaya başlar Chanel. Şapkalarının çok beğenilmesi üzerine işleri daha da ileriye gider ve bir atölye açar. Bu atölyede o zamanların sınırlarıyla hiç de örtüşmeyen, kalıpların dışına çıkan tarzda kıyafetler tasarlamaya başlar. Çünkü o zamanın kadınları adeta bir “süs bebeği” gibi giyinir. Bu kıyafetler kadınların hareketlerini kısıtlayacak türde gösterişlidir. İşte Chanel bunu görür ve sadelikle de bir kadının şıklığı, zarafeti yakalayacğını söyleyerek kendi kıyafetlerini buna göre tasarlar. Kadınların o zamana kadar hiç giymediği pantolonları o tasarlar. Bugünkü rahat giyim tarzlarımızı belki de Chanel’e borçluyuz, ne dersiniz?


   Sürekli sanatından, işinden bahsetsem de filmde aşkın kapladığı yer hiç de az değil. Bu da filmin hem biyografi hem de zaman zaman dram türünden lezzetler sunuyor izleyiciye. Audrey Tautou’nun muhteşem mimikleri ve doğallığını yansıttığı bu başarılı kadının (Coco Chanel’in) nasıl bu kadar ünlediğini merak edenler için severek izleyebilecekleri bir film diyebilirim.

LA MOME (KALDIRIM SERÇESİ)

Screenshot_20201228-173103_2.jpg
Screenshot_20201228-172954_3.jpg

  Şarkılarını benim de çok sevdiğim ünlü Fransız sanatçı Edith Piaf’ın hayatını anlatıyor La Mome. Piaf’ın küçüklüğünden başlayıp ölümüne kadar uzanan bu filmi izlerken etkilenmemek mümkün değil. Çünkü Piaf’ın hayatı da hiç kolay olmamış. Yani bu kadar ünlü bir sanatçı olmadan önce zor yollardan geçmiş. Para kazanmak için sokaklarda, barlarda şarkılar söylemiş. Ama onun hayata esprili bakışı sayesinde bir anda hüzünlenmişken tebessüm de edebiliyorsunuz.  Hoşsohbetiyle, şakalarıyla birçok insanın gönlünü kazanmış bir sanatçı ve aynı zamanda şarkı söylemeye tutkuyla bağlanmış bir insan. Hayatının en zor dönemlerinden biri olan ağır bir hastalık geçirdiği zamanda bile şarkı söyleme isteğinden vazgeçmemesinden daha etkili bir örnek olabilir mi bu tutkusunu anlamamız için?


    Edith Piaf’ın inişli çıkışlı olan hayatını bu kadar etkilenmiş bir şekilde izlememin en büyük sebeplerinden biri de Marion Cotillard’ın muhteşem oyunculuğuydu kuşkusuz. Mimikleriyle, duruşuyla tam bir Edith Piaf portresi çiziyor. Sanatçıyı bu kadar doğal, hissederek yansıtan birinin ödül almaması biraz garip olurdu. İşte Marion Cotillard bu başarısıyla Oscar, Altın Küre ve BAFTA ödüllerini kazanmış bir isim.

SUFFRAGETTE (DİREN)

mYzmWGhy9PZ6xUo0D4i3bBRdX2u.jpg

  Kadınların günümüzde hâlâ hakları, yaşamları için direnip mücadele etmek zorunda kalması maalesef ki devam ediyor. Her ne kadar geçmişe göre elde edilebilmiş haklar olsa da cinsiyetçilik algısı adeta bir gölge gibi peşimizi bırakmıyor. Adından da anlaşıldığı üzere  Suffragette (Diren) 1912 yılı Londra’sındaki  kadınların oy hakkı için direnişini anlatmakta ve  kadın hakları konusundaki birçok mücadeleye de ses olmaktadır.


 Filmde kadınları, bir çamaşırhanede kötü koşullarda çalışırken görüyoruz. Bu kadınlar; erkeklerden daha fazla mesai yaptıkları halde onlardan daha az maaş alıyor, aldıkları maaşı ise özel mülkiyet hakları olmadığı için direkt eşlerine veriyorlar. Böylelikle kadınların kazandıkları para da eşlerinin sayılıyor. Kadınlar devamlı protestolar düzenliyor, kendi seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu protestolar sonrasında zaman zaman hapse atılıyorlar. Ama hiçbir şey onları direnişlerinden vazgeçiremiyor elbette.


 1905’te başlayan bu direniş, 1928 yılına kadar sürüyor ve nihayet kadınlar emeklerinin karşılığını biraz da olsa alarak oy hakkına sahip oluyorlar. Kadınların gücüne bir kez daha şahit olduğum bu tarihi filmi bilinçlenmek adına herkese tavsiye ederim. 

FRİDA

frida1.jpg

  Oldukça ünlü biri Frida Kahlo. Adını duymayan yoktur. Peki hayatı; filme uyarlanan, kitaplara konu olan bir ressam sadece sanatı sayesinde mi bu kadar ünlü? İşte filmde, Kahlo’nun zorluklarla başlayıp yine zorluklarla devam eden hayatında sadece sanatını görmüyoruz.


   Henüz küçük bir çocukken felç geçirmesi nedeniyle bir bacağı diğerine göre kısa kalıyor. İşte acılı yaşamı böylece başlamış oluyor. Bir erkek çocuğu gibi giyinen, tarzı akıllarda kalan bu kadının aşk hayatında çektiği sıkıntılara, geçirdiği hastalıklara, kazalara rağmen sanatını bırakmayışına tanık oluyoruz.


   Bütün bunlar çok güzel görsel şölenle sunulmuş. Filmdeki ruhunuza dokunan muhteşem şarkılar da cabası. (Bu şarkıları tekrar tekrar dinliyorum.) Bu filmi de özellikle Frida Kahlo’nun zorlu ama etkileyici yaşamını merak edenlere tavsiye edebilirim. 

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle