Hande.jpg

Hande KOÇAK

10.03.2021

JEAN-JACQUES ROUSSEAU- EMİLE
“BİR ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR?”

Rousseau.jpg
emile.jpg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

     Jean- Jacques Rousseau,  Aydınlanma Çağı düşünürü ve yazarıdır. Aynı zamanda bir eğitimcidir de diyebiliriz. Çünkü kendini bu şekilde de tanımlıyor. Her ne kadar eğitim konusunda  pratikte başarılı olmadığı yönünde görüşler olsa da siyasi görüşlerinin Fransız Devrimi’ni etkilemiş olduğunu göz ardı edemeyiz. Ve hatta günümüz koşulları dikkate alındığında bazı düşünceleri baskın denilecek ölçüde gerici-kışkırtıcı olsa da bazı düşünceleri de onun ileri görüşlü bir insan olduğunu kitaplarını, düşüncelerini okuduğumuzda gösteriyor bize. İşte Emile adlı klasik eserini okumam benim için bu anlamda önemli oldu. Kitap beş bölümden oluşuyor. Az sayıda bölümden oluşmasına aldanmayın, bayağı hacimli bir eser. Bu yüzden kitabı uzun bir süreye yayarak, sindire sindire  okumakta fayda olduğunu düşünüyorum. Çünkü kurgu dışı. Yani bir olay örgüsünün aksine tamamen bir düşünce kitabı. Rousseau bir çocuğun nasıl eğitileceğine dair düşüncelerini anlatıyor kitapta. Zaman zaman konu dışına çıkıp sadece kendi görüşlerini anlattığı kısımlar da olmuyor değil. Bu açıdan bakılınca bir “deneme” türü tadını da veriyor. 


    Kitabın ilk bölümünde Emile henüz bir bebek. Yani düşünürümüz bu kısımda, bir bebeğin nasıl yetiştirileceğini ele alıyor. İkinci bölüm çocukluk çağı. Üçüncü bölüm ilk gençlik çağı. Yani tam olarak ne çocuk ne de ergen diyebildiğimiz çağ. Dördüncü bölüm ergenlik çağı. İşte bu kısımda şunu dile getirmek isterim: keşke Rousseau, ergenlik gibi bireyin düşüncelerinin şekillenmeye, oturmaya başladığı bu önemli evreyi daha detaylı anlatsaydı; üzerinde daha çok dursaydı. Beşinci bölümde, son bölümde, ise yetişkinlik evresini, evlenme çağını anlatıyor. Şimdi bölümlerde biraz daha durma vaktim gelmiştir. İşte bu kısımları beni etkileyen ölçüde anlatmak isterim:


     Rousseau’nun bebek kundaklama adetine bakışına ben de katıldım; o bunu bebeğin hareketlerini kısıtlayan, fiziki olarak düzgün yetişmesini önleyen bir gelenek olarak görüyor. 


    Çok hoşuma giden bir diğer düşüncesi de şuydu: “Çocuk, hiçbir şey söylemeden, çaba sarf ederek elini uzattığında, mesafesini kestiremediği için nesneye eriştiğini sanır ama yanılmaktadır. Elini uzatarak yakınıp bağırdığında ise artık mesafe konusunda yanılmaz, ya nesneye yaklaştırılmasını ya da size onu getirmenizi buyurmaktadır. Birinci durumda, onu yavaş yavaş, küçük adımlarla, nesneye götürün. İkinci durumda onu duymuyormuş gibi yapın; ne kadar çok bağırırsa o ölçüde az işitmelisiniz. Onu ne insanlara -çünkü onların efendisi değildir- ne de kendisini hiç duymayan nesnelere buyurmamaya erkenden alıştırmak önemlidir.”

Alfabe incelenmesi Çocuk

     Böyle etkilendiğim, benim de Rousseau’ya hak verdiğim yerler olduğu gibi bir o kadar katılmadığım yerler de oldu. Onlardan biri şu düşünceydi: “Emile, ancak on iki yaşında, bir kitabın ne olduğunu bilebilecektir. Ama diyeceksiniz ki elbette en azından okumayı bilmesi gerekir. Kabul ediyorum; okuma onun için yararlı olduğunda okumayı bilmelidir; o zamana kadar okuma onun canını sıkmaktan başka bir işe yaramaz.” Bence bir çocuğa küçük yaşlardan itibaren kitaplar sevdirilmeli, özendirilmeli. Bunun bir alışkanlık olarak ileride o çocuğa çok güzel meyveler vereceğini düşünüyorum. O yüzden bu konuda düşünürümüze katılamayacağım.


     Bir diğer katılıp çok sevdiğim düşünce; çocukları sırf hırs, kıskançlık, gurur gibi manevi anlamda bireyi sömüren duygulardan uzak tutmak gereğiydi. Yani çocuk, sadece kendi gelişimi için öğrenmeli; başkalarıyla yarışa sokulmamalı. Bugünlerde buna sıkça rastlıyoruz sanki…


    Gelelim o son bölüme. Emile’nin evlilik çağına geldiği döneme. Rousseau burada ona uygun bir gelin adayı aramakta. Bu gelin adayının adı Sophie. Rousseau, bu bölümde Sophie üzerinden bir kadının nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Aslında bu düşüncenin kendisi bile çok kötü. Bir insanı kalıpların içine sıkıştırmaktan daha anlamsız bir şey olamaz. Ne yazık ki bu son bölümde Rousseau’ya sinirlenmekten kendinizi alamayabilirsiniz. Çünkü kadını erkekten hep bir adım geride, daha aciz bir varlık olarak görüyor. Örneğin kadınların kendilerini beğendirmeye çalışmalarını, namuslu olmalarını bekliyor. Zeka anlamında da kendi doğalarına uygun olan mesleklere kabiliyetlerinin yettiğini düşünüyor. Ev işlerine daha çok ilgi duymaları gibi.  


       Her türlü konudan akıcı bir dille bahseden Russeau’ya  zaman zaman kızıp zaman zaman da hak verdiğim bir okuma oldu benim için. Birçok farklı bakış açısı edinmek adına okunmalı diye düşünüyorum. Özellikle eğitim alanında bir bölümde okuyorsanız, çalışıyorsanız veya eğitim konusuna ilgi duyuyorsanız bu eserin kütüphanenizde bulunması tekrar tekrar bakmanız  açısından iyi olacaktır.


     Peki şunu biliyor muydunuz? Emile, Rousseau’nun kendi kafasında yarattığı bir çocuk. Onun üzerinden bir çocuğun nasıl eğitileceğini anlatıyor. Ama bir başka kitabında öz beş çocuğunun masraflarını karşılayamadığı için yetimhaneye verdiğini anlatmış. Rousseau çelişkilerle dolu olsa da Emile okunmaya değer, emin olabilirsiniz…

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle