IMG_6587.JPG

GEÇMİŞE YOLCULUK /

    Stefan Zweig, okuduğum her kitabının ardından hayranlığımın daha da arttığı bir isim. Az önce okumamı tamamlayıp sıcağı sıcağına bir şeyler yazmak istediğim romanı ise; “Geçmişe Yolculuk.” Daha önce okuduğum Zweig romanlarını tanışma sırama göre sıralayabilirim, ancak yoğun hayat temposu içinde hepsini sizlere tanıtma fırsatını bulamadım. Bir çoğunuz gibi ben de “Satranç” ile tanışarak başladım Zweig yolculuğuma. Daha sonra, “Amok Koşucusu”, “Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat”, “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu”, “Korku” eserleriyle devam ettim ve kalanları okumak için sabırsızım. Bu incecik romanları hazmetmek için araya zaman koymak gerektiğini düşünenlerdenim. Demini iyi almalı.

    Geçmişin çaresizliği, geleceğin belirsizliği karşısında hep “şimdiyi” yaşamak tavsiye edilir. Sanki yaşamlarımız için bir reçete seçip onu uygulamak elimizdeymiş gibi! Birer zaman makinamız olmasa da hepimiz zaman zaman zihnen ve ruhen geçmişe yolculuk etmiş, geleceğin belirsizliği ya da hayaliyle zihnimizde buluşmuşuzdur değil mi?

   Zweig da, “Geldin işte!” diyerek şimdi ile başlattığı eserinde bizi ustalıkla zaman makinasının içine alıyor ve sarsıntıyı içimizde hissettirerek geçmiş yolculuğuna çıkarıyor. Baştan belirteyim, endişeye mahal yok, geçmişin izleriyle dolu buruk bir yolculuk olsa da sağ salim şimdiye getirip bırakıyor yazar bizi.

“Bu ılık haziran akşamında keyifli düşler kuran bir kentte zangırdayarak, çekiç darbeleriyle yayılan gözdağının ne işi vardı?”

     İsmiyle, İş Bankası Kültür Yayınları’nın güzel kapağıyla ve Zweig adıyla çağrışım yapacağı üzere bir aşk romanıdır ‘Geçmişe Yolculuk.’ Yasak bir aşk. Tutku dolu bir aşk. Zamana, mekana, kurallara meydan okuyan bir aşk. Yani ancak geçmişe gidildiğinde şahit olunabilecek bir aşk. Okudukça iyi ki de geçmişe gidiyoruz diyebilirsiniz. Günümüzün sahte duyguları, tüketim çılgınlığı, ulaşım kolaylığı içerisinde böylesi bir aşktan bahsetmek takdir edersiniz ki mümkün olmayacaktır.

   Büyük ustaya hayranlığımın neden arttığını tam da burada belirtmem gerekiyor. Yine incecik ve hafif bir kitapla, 52 sayfalık bir novella (kısa hikaye) ile okuyucuyu sarsmayı başardığı için. Bu kadar kısa bir hikayenin içine tutku dolu bir aşkı, diğer eserlerinde olduğu gibi insan ruhunun derinliklerini, savaşı, tarihi sığdırmayı başardığı için. ... 1920’li yıllarda yazıldığı tahmin edilen bu eser, yazarın ölümünden çok daha sonra, 1970’lerde ortaya çıkıyor. Bu nedenledir ki, iki tutkulu aşığın arasına giren kocaman dokuz yılın içinde okyanusları aşan olaylar, birinci dünya savaşının sarsıcı etkisi ve savaştan sonra yeni bir savaş için içilen andlar karşımıza çıkıyor. Hemen bu noktada da Stefan Zweig’in 1942 yılında ikinci eşiyle birlikte intihar ettiği aklımıza geliyor ve savaşın soğuk yüzünün böyle büyük bir edebiyatçıyı nasıl derinden etkilediğini daha iyi anlıyoruz.

   Savaşın bitiminde hayatın normale dönüşüne şahitlik etmek isteyen, sevgilinin teninde yeniden yaşama sarılmayı düşleyen bir insanın, savaşın üzerinden çok geçmeden yeniden savaşa, kana, vahşete and içenleri görünce hissettiklerini şu cümleleri okuyunca daha iyi anlıyoruz:

“Sakalları çıkmamış, bıyıkları henüz terlememiş gençler, ya da yüzleri buruşup çökmüş adamlardı bunlar; işçiler, üniversite öğrencileri, askerler ya da delikanlılardı; sert, kararlı, öfkeli bakışlarının, kafa tutarcasına uzattıkları çenelerinin ve kılıç sapının görünmeyen etkisiyle o anda hepsinin yüzünde aynı ifade vardı.” 

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
20190612_192511.jpg
zweig-stefan-en.jpg
20190612_192412.jpg

“Dünyayı az öncesine kadar camdanmış gibi ışıl ışıl ve ahenkli algılamıştı, şefkatin ve aşkın güneşiyle ısınmıştı, iyiliğin ve güvenin ezgileriyle sarmalanmıştı ve şimdi bu yığının attığı demir adımlar her şeyi yıkmıştı: Askeri bir kuşanma içinde, bin sesli, bin türlü ama çığlığında ve bakışlarında tek nefes olmuş kin, kin, kin.”

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle