Dicle SAĞLAM
16.01.2026
Herkes Kocama Benziyor
‘’Ben affederim gene salağım da, benden giden ömür affetmez.’’ diyordu Ayten. Tuvalet kapısının önündeki masasına kurulmuş durmadan anlatırken, birden bu cümle de çıkıyor ağzından. Tüm acılarını gülerek anlatan, fakat anlatırken bazı anlarda kendini tutamayıp bir türkü yaktıktan hemen sonra, kendince özlü sözler iliştirir. Tuttum bu sözü, sevdim diyerek, kendini de takdir eder. Hiç takdir etmeyenlere inat,inadına gülerek ve inadına yaşayarak…


Alis Çalışkan tarafından kaleme alınıp, Hakan Emre Ünal tarafından yönetilen ‘’Herkes Kocama Benziyor’’ adlı tek kişilik bir performans, Pınar Güntürkün’ün oyunculuğuyla göz dolduran bir oyun. Sevgili Güntürkün bu performansıyla 22.Direklerarası Seyirci Ödülleri ve 24.Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde, yılın en başarılı kadın oyuncusu ödülüne layık görüldü. Bir pavyonda tuvaletçilik yaparak geçimini sağlayan Ayten karakteri; Güntürkün tarafından, kusurları parlatıp, bazen de olduğu gibi sergilerken, bir yandan da kusur kime ve neye göredir sorusuna da ışık tutuyor. Oyun boyunca bizleri, oynadığı karakterin önce personasını tanıtıp, sonra da iç dünyasına seyre götürerek, doyumsuz bir seyir zevki yaşatıyor. Sahneye çıkana kadar oyuncuların arasında gezinip, onlarla türlü şakalaşmalar yapan başarılı oyuncu, Ayten karakteriyle öylesine bütünleşiyor ki, güle oynaya başlıyor hikâyesini anlatmaya. O anlattıkça güleriz, anlattıkça; bu kadın ne komik deriz. Woody Allen’in bir sözü
zihnimin kıvrımlarından göz kırpar.
‘’Komedi, hiç de gülünecek bir şey değildir.’’
Neşe içinde anlattığı, arada yanık türkülerle neşesine bir çentik atıp, efkarlandığı anların birinde hayat hikayesini yavaş yavaş anlattıkça, Ayten’in acı dolu geçmişinin kapılarından içeri gireriz. Bu güçlü kadın ,her gün televizyonlarda gördüğümüz, gazetelerde okuduğumuz, Anıt Sayaç’a ismi yazılacakken kurtulabilenler, yeterince şanslı olamayıp yaşamını yitirenlerden biridir. Ayten yaşıyordur evet, lakin giden yıllarına yanıyor. O yandıkça da bir türkü tüttürüyor, Yılmaz Odabaşı şiirinden bir dize de, benim içimde tütüyor.

‘’Feride, tütünü türküye banar da içer’’ …
Ayten rakıya sığınır, Feride tütüne. Bazı kadınlar çocuklarına tutunur, bazıları kadersizliğine. Tutunacak, tüttürülecek, yakılacak şeyler çoğaldıkça çoğalır. Bir toplumun dinamikleri kökten sarsılıp değişmedikçe, Ayten’ler her daim cinnete mahkumdur. Halbuki cinneti geçiren hep erkeklerdir değil mi? Cinnet kavramı doğru şekilde ele alınıp, kadını değersizleştirmenin kökünü kurutacaksa… Toplum olarak bir cinnete ihtiyacımız var.
Yazımı burada sonlandırırken ,rahmetli büyük üstad Neşet Ertaş’tan son bir cümle eklemeden bitiremeyeceğim.
‘’Kadınlar insandır, erkekler insanoğlu’’









