top of page
IMG_20221130_182246_839_edited_edited.jpg

Kübra AÇIKGÖZ

06.08.2021

HUZURSUZLUK

basliksiz-2_16_9_1577957350.jpg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

 Basım yılı 2017 olan Huzursuzluk, Zülfü Livaneli’den okuduğum ilk kitap. Ben de bir çoğumuz gibi Livaneli ile çok küçük yaşlarda onun güzel şarkılarıyla tanıştım. Söz ve bestesi ona ait olan “Böyledir Bizim Sevdamız” ile sözleri Ülkü Tamer’e, bestesi yine kendine ait olan “Güneş Topla Benim İçin” parçalarını tekrar tekrar dinlerdim. Livaneli ile özdeşleştirdiğim ve hâlâ bıkmadan dinlediğim bu ezgilerin sahibinin kalemindeki özgün üslûp ve ahenge de şaşmamalı. 


   Bir kitap okunup bittikten sonra kendisi hakkında da yazarı hakkında da bir şeyler konuşulmasına olanak veriyorsa o kitap şüphesiz okunmaya değer bir kitaptır. Huzursuzluk kitabı da özelde Hüseyin ile Meleknaz, genelde Türkiye ve Ortadoğu gerçekleri üzerine, ayrıca yazarın sosyal, edebî ve felsefi görüşleri üzerine detaylıca konuşulabilecek bir kitap. Yazar, insanı alt üst eden çarpıcı gerçekleri kendine has üslûbu ve merak sınırlarını zorlayan kurgusu ile harmanlayarak lezzetli bir okuma yolculuğuna çıkarıyor okurlarını.


   Ben öncelikle Livaneli’nin sosyal, felsefi ve edebî yönü hakkında bize ipuçları veren kitaptan altını çizdiğim birkaç bölümü paylaşmak istiyorum:


   “Dünyanın ömrü ile kendi ömrüm arasındaki orantısızlığın verdiği rahatsızlık, güneş çarpması gibi sersemletici bir etki yapıyor üzerimde.”


   “Ben sadece kendimi tedavi etmek için yazıyorum, insan denilen yaratıkların arasında yaşama gücünü tekrar bulabilmek için.”


   “Ayrıca, bütün bunlar olurken bu kadar dinin tanrısı ne yapıyordu diye sordum kendime.”


   “Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan geçici anlardır olsa olsa.”


   Huzurun çok ender rastlanan bir durum olduğunu, genellikle huzursuz olunduğunu ifade eden yazar, kitap boyunca bu söylemine uygun davranıyor. Kitabın ana karakteri olan İbrahim, roman boyunca huzursuzluk içinde kıvranıp dururken huzuru nadiren yakalayabiliyor. Çocukluk arkadaşı Hüseyin’in hikâyesinin peşinde koşturup dururken sıradanlaşmış hayatların ve belirli bir sistem üzerine devam eden olay ve olguların vicdanî bir gözle incelendiğinde ne kadar huzursuz edici şeyler olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor.


   Kitabın bana göre en güzel yönlerinden biri de üzerine uzun uzun konuşulabilecek geniş bir yelpazede yer alan cümlelerin çokluğuydu. Aşk, sosyal yapı, kültür, tüketen ve üreten insan farkı üzerinden çağın problemleri, kimlik karmaşası ve dahi kimlik bunalımı, Doğu edebiyatı, savaşın etkileri, merhamet olgusu gibi birçok konu üzerine konuşma imkânı sunuyor yazar. Bütün bunları ise özgün üslubu ve kurgusu ile yoğurarak yapıyor. 


   Kitapla ilgili yapılan eleştirilerin birine değinmeden geçemeyeceğim. İbrahim’in, ölen arkadaşı Hüseyin’in sevdiği kıza âşık olması eleştiriliyor. Fakat dikkatlice okunduğunda anlaşılacaktır orada aslolan İbrahim’in Meleknaz’a olan aşkı değil, ona olan aşkı üzerinden kendini yeniden tanıması ve kendine yeni bir kimlik arayışına başlamasıdır. Yine bu aşkın Meleknaz’a neden tesir etmediği, yazarın ifadesiyle “merhametin zulmün merhemi” olamayacağı fikrinin üzerine düşünülmesi gerektiği, acı çeken kadının gücü ve gururu gibi konuların, yazarın vermek istediği asıl mesaj olduğunu düşünüyorum. 
   
   Son olarak kitaptan çok beğendiğim bir bölümü sizlerle paylaşmak isterim: 


   “Bu dikenli, sevgisiz ortamlara alışkındık hepimiz, plazaların insanın ruhunu öldürdüğü herkesi robota çevirdiği gerçeğini çoktan öğrenmiştik. Eğer ortaçağ şövalyelerinin demir zırhları gibi, görünmez bir aldırmazlık zırhı giymezsen, buralarda barınmana olanak yoktu.”  

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
bottom of page