Screenshot_20200727_125304.jpg

Derya ÇELİKTEN

08.10.2020

Film İncelemesi

IMG_20200727_123354.jpg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

İŞE YARAR BİR ŞEY

     Bu yazıyı okurken bir yandan da çello sesi duyabilirsiniz. Çünkü filmde ara ara duyacağınız enstrümantal ses bu olacak.

 

     Hikayemiz bir tren istasyonunda yolları kesişen 2 yabancı ile başlıyor. Şair Leyla ve hemşire Canan. Herkesin bir yola çıkış hikayesi vardır. Leyla yıllar sonra lise arkadaşlarıyla buluşmaya giderken Canan'ın bir 'İŞ' için yolda olduğunu öğreniyoruz. Leyla hayatı ve insanları gözlemleyen, sevecen ve konuşkan bir kadınken Canan neredeyse hiç konuşmayan ve içine kapanık bir yolcu. Hatta kimseyle yanyana gelmek istemezken, bir şekilde yemekli vagonda karşılaşmaları ikisini de geri dönülmez bir sıradaşlığa ortak ediyor. Canan'ın Leyla ile dertleşmesi aslında bu yolculuğun sadece bir 'İŞ' için olmadığını Yavuz'u anlatmasıyla başlıyor. Yavuz boynundan aşağısı felç olan bir adam. Yavuz'un yaşamak istemediğini, Yavuz'un hayatını sonlandırması için kendine verilen görevi anlatıyor. Leyla'nın sakince dinlemesi, karanlık sekansı, trenin arıza yapması ve yansımalar filme ayrı bir hüzün ve merak katıyor.

işe yarar bir şey film afişi.jpg
Screenshot_20200727_124442.jpg

     ÇERÇEVENİN İÇİNE GİRELİM

 

     Leyla daha tren garına ilk girdiğinde, sanki bir roman karakteri ya da bir şiirde kafiye gibi duruyor. Hiç tanımadığı gelin ve damat fotoğraf çekinirken gülümsüyor. Kimse ona gülümse çekiyorum, demediği halde! Canan ise fotoğrafçının, "Lütfen çerçeveyi tutar mısınız?" sözüyle durduruluyor. Ve hep birlikte gülümseyelim sözüyle, zoraki bir gülümse ile çerçevenin dışına dahil ediliyor. Zaten Canan bu hikayeye bile neredeyse zoraki giriyor. Bu çerçeve bir tesadüf mü, bilinmez.

 

    Tren yolculuğu başladığı anda, Leyla sanki bir şarabı yudumlar gibi, ağır ağır izliyor. Geçen yolları, tanıştığı insanları, kendine hiç benzemeyen hayatları ağır ağır işliyor. Canan çok bilmiş ama ürkek bir kız çocuğu gibi telaşla izliyor ve geçmesini bekliyor; hem zamanın hem de istasyonların. 'Bazılarını yol değiştirir' sözü sanki Canan için biçilmiş kaftan gibi. Her istasyonda daha çok bağlanıyor Leyla'nın samimiyetine. Ve bağlandıkça sırlar perdesi aralanıyor. Tıpkı muzır bir çocuğun kapı aralığından baktığı gibi. Yavuz'un evine vardıklarında, kendi yolculuklarının bitip bambaşka bir yolculuğa başladıklarını görüyorlar. Görüyorlar diyorum, çünkü Yavuz şiir gibi konuşan, hayatla hiç bir derdi olmayan biri gibi duruyor, ama gözlerinde o kafiyeli ölümü çok net görüyorlar. Leyla ve Yavuz arasında geçen konuşmalar, sanki hayat ve ölüm oturmuş karşılıklı sohbet ediyorlar, izlenimini veriyor. Aslında diye başlayan tüm cümlelerin baş karakteri gibiler ikisi de. Şair kadın şiir seven bir adamı yaşatır mı? Belki... O da kelebek misali.

 

   Merak, şiir ve yolculuk üzerine harmanlanmış bir film diye toparlamak mümkün hikâyeyi.

 

    Ve hazır çello sesi yükselmeye başlamışken filmdeki en sevdiğim replikle kapatıyorum.

 

     Kırmızı, mavi, yeşil, turuncu. Turuncuyum ben ve hiç bir renk turuncuyla kafiyeli değil.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle