top of page
WhatsApp Image 2021-04-24 at 16.05.15.jp

Dicle SAĞLAM

24.04.2021

KELEBEKLER FİLMİNDEKİ İMAM KARAKTERİNİN ERNST BLOCH VE ÜÇÜNCÜ EMİR ÜZERİNDEN ANALİZİ

      Bu yazı üç bölümden oluşuyor ve bunun da üç nedeni var. Birinci ve en güçlü nedenimiz "Eternity and a Day" filminde sözü geçen bir cümleye sırtımızı yaslayıp karakterin süregelen değişimini ele alacak olmamız. Bu cümleyi baz almamızın sebebi, cümlenin de kendi içinde üç farklı yol/güzergah/aşama barındırmasıdır. İkinci neden ise Yahudiliğin temel prensipleri olan On Emir’den üçüncüsünün, yani ‘Allah’ın ismini boş yere anmayacaksın’ prensibinin karakterimizin değişimine neden olmasına karşılık, köy halkının tutumu ve bunun üçüncü emirle olan ilişkisini ele alacak olmamızdır. Üçüncü ve en son nedenimiz de, film boyunca karakteri üç farklı sahnede görmemizdir. Bu üç farklı sahneyi de ‘’Eternity and a Day’’ filminden aldığımız alıntıya dayanarak yola çıkacak olmamızdır.

  ‘’Tanrı’nın yarattığı ilk şey yolculuktur. Bunu şüphe takip eder ve sıla hasreti’’
                                                                                               Eternity and a Day
                                                                                               Theo Angelopoulas


   

       Yolculuk

      Evinde ve tek başınadır (camide), bedenen evdedir fakat düşünceleri onu alıp bir yolculuğa çıkarmıştır. İlk bakışta sıkıntılı bir yolculuk olduğunu gözlemleriz. Dizini bükmüş, dirseğini dizine dayamış ve eli çenesinde kaygılı bir hâldeyken içeriye üç kardeş girer. Böylece bu zorlu geçen yolculuğu için kısa bir mola verme zorunluluğu doğar.

      -Hocam babamıza ne oldu?
      -Öldü yani tahtalı köye göçtü.

WhatsApp Image 2021-04-24 at 19.03.35.jp
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
4563094.jpg-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx.

      Bir çırpıda söylenmiş ve mekanik bir cevaptır.Ardından tahtalı köye geçti diyerek estirmiş olduğu soğuk havayı ılımana çevirmek istese de (belki böyle bir çabası da yoktur) kime göre, neye göre ılıman olabilir ki…


     Karakterimizin bu iki cümlesine genel olarak bakıldığında, herhangi bir insanın ölüm hadisesi karşısında diyebileceği bir takım kalıplaşmış ifadeler duyamayız. Dolayısıyla bu samimiyetsiz, soğuk ve mekanik olan cümleye bir de saçma bir cümle eklenince üç kardeş de şaşırıp birbirlerine bakarlar. İmam ilk etapta samimi olduğu sanılan fakat genellikle bir o kadar da sahtelik içeren kalıp cümlelere ihtiyaç duymamıştır oysa. Herkes gibi davranmamıştır. Ölüm denen hadiseye ölüm soğukluğunda bir cevap vermiştir mola esnasında. Çünkü o hâlen yolculuğunun sersemletici etkisi altındadır.


     Biraz sonra muhtar gelir. Babalarının öldüğünü zar zor söyleyebildikten sonra imam da en nihayetinde ‘’mukadderat’’, ‘’başınız sağolsun’’ sözlerini sarf eder. Çok şükür seyirciler olarak onun bir imam olabileceğini iyi kötü anlarız.
     -Ne iş yapıyorsunuz?
     -Astronotum.
     -Ben de ilgilenirim. Öyle süpernova, kara madde enerji falan...


      Bir an için molayı noktalayıp düşünce yolculuğuna devam edileceğini, üstelik de bu kez bir yol arkadaşıyla diye düşünürken, üç kardeşin en küçüğü olan Suzan’ın sorusuyla sahne ve diyaloglar cenaze işlemlerinin konuşulmasıyla devam eder ve bu sahne camiden muhtarın ve üç kardeşin ayrılması ile sonlanır.

WhatsApp Image 2021-04-24 at 19.07.11.jp

        Şüphe

    Köy halkı yağmur duasına çıkmak ister ve bu isteklerini muhtara iletirler. Muhtar, hocayı köy kahvesine çağırmıştır. Bu sahnede karakterimizle yeniden bir araya geliriz. İmam yine endişeler içindedir ve yağmur duası isteğine ne diyeceğini bilemez halde cevap vermeye  çalışır.

       -Yani Allah bu köye yağmur yağdırsın diyorsunuz değil mi?
       -Evet öyle diyoruz.


        Endişeler yerini iyice şüpheye bırakır ve devam eder: 
     -Arkadaşım ne yağmuru ya hadi diyelim bizi duyuyor, hadi diyelim her şeyi duyuyor ve her şeye cevap veriyor. Ya sen koca evreni yaratmışsın yahu evrende kaç tane galaksi, kaç tane gezegen var bizim gibi. Hepsini bir kenara bırak, gel Hasanlar’a yağmur yağdır ya bununla mı uğraşsın? Ya Allah neden ilgilensin sizin yağmurunuzla? Neden?


           ‘’Allah’ın ismini boş yere anmayacaksın’’

       Yahudiliğin temel prensibi on emirden üçüncüsü olan bu prensibe göre imam; köy halkını, tanrının her işle ,her dertle ilgilenmesi için onun ismini zikreden benciller olarak görür. Köy halkı Tanrı’nın evrendeki her şeyi bir kenara bırakıp sadece o köye, Hasanlar’a dikkatini vermesini ister. Bu noktada bir başka filmden bahsetmek istiyorum. Dekalog serisinin ikinci bölümü olan (dwa) filmindeki karakterin konumunu ve filmin konusunu kısaca özetlersek:


      Dorota(başroldeki kadın)ağır hasta olan kocası ve sevgilisi arasında bir tercih yapmadan evvel kesinliğe ulaşmak ister. Bu yüzden doktora, kocasının yaşayıp yaşayamacağına ilişkin kesin bir bilgi sunmasını ister. Çünkü sevgilisinden hamiledir ve eğer kocası yaşayacaksa çocuğu aldıracaktır, yaşamayacaksa aldırmayıp sevgilisiyle birlikte olacaktır. Dorota, bu seçimi kendisi yapması gerekirken başka bir insana yaptırmak istemektedir. Doktorun diyeceklerine göre karar verecektir. Fakat doktordan kesin bir bilgi alamadığındaysa kendisine bir soru sorup şu diyaloglara tanık oluruz:


     -Tanrı’ya inanır mısınız?
     -Tek bir Tanrı var, bana yetiyor.
     -Özel bir Tanrı. Ona mutlaklığı sorun.


     Dorota, Tanrı’nın adını boş yere anarak, üçüncü emri ihlal etmiştir. Filmimizdeki yağmur duasına çıkmak isteyen köy halkı ve muhtar da imamdan umduğu cevabı bulamayınca şu diyaloglar yaşanır: 


      -Hocam dinimizde yağmur duasının yeri yok mudur? diye sormalarıyla Dorota’nın Tanrı inancını sorması benzer ihlali içerir.
    -Ya bu bir denge meselesi kardeşim. Hasanlar’a yağan yağmur, çoraklara yağmayan yağmur. Çoraklar yağmur istemiyor mu yani?
      -Ya hoca sen ne diyon ya?
      -Ya bu bir doğa denge meselesi?
      -Ya sen bela mısın? Ne biçim hocasın?Kafana güneş mi geçti senin ya?
      -Arkadaşım Allah senin hizmetçin mi?


      Karakterimizin bu sert çıkışı, Ernst Bloch’un ‘’en iyi Hristiyanların ateist olduğu’’ biçimindeki saptamasını doğrular niteliktedir. Hocanın, Tanrı’ya inanan fakat bizler üzerimize düşen görevleri yapamadığımız için başımıza gelen sıkıntılardan, felaketlerden çıkış yolu olarak hemen Tanrı’ya koşmamak gerektiği bilincine sahip olduğunu anlarız.

         İçinde yaşadığımız dünyaya karşı saygısızlığımız neticesinde uğradığımız acılar ve yoksunluklarla başa çıkmalıyız imama göre. Bu başa çıkmanın yolu ise ilk iş olarak Tanrı’ya koşmak değildir. 
      Çünkü Ernst Bloch Hristiyanlıkta insanın Tanrı’sından daha iyi olma ve onun yerine geçme yönündeki tutumunu görmüştü.Ve bu yüzden en iyi Hristiyanların ateistler olduğunu savundu. 
      İmam da inançlı (?) köy halkı karşısında, sorun çıkaran ve sen nasıl hocasın denilerek      inancı sorgulanan bir hocaya dönüştü. 
     -Sen git doğanın dengesini boz, her şeyi mahvet, ondan sonra Allah oraya yağdırsın, Allah buraya yağdırsın Allah lükstür lüks. O lükstür, o her şeye koşturmaz.


            ‘’Dua talepler listesi değil, bir anlayış hâli olmalıdır.’’
                                                                             Young Pope

       

        Eğer bir anlayış hali olursa zaten istekler ardı ardına sıralanmaz. Tanrı, sıkıntı anında başvurulan bir kaynak olamaz, meşgul edilemez. Tanrı tektir fakat tek çare değildir.Akla gelen ilk çare değildir. O lükstür ve her işe koşturulmaz.

WhatsApp Image 2021-04-24 at 19.09.52.jp

        Sıla Hasreti
       -Arkadaşlar biliyorum. Ne yeri ne zamanı. Ama…Yani… Şimdi değil,yarın değil, ne zaman zamanı?
         -Hocam devam edelim mi?

 

        Devam edemiyor çünkü yine düşünmekte ve tereddüt içindedir. Duayı okuyup bir an önce bitirmesi söylenir fakat ilerleyen konuşmalarda da görüleceği üzere emin olmadığı duayı okuyamayacağını söyler.
       -Bakınız Bakara suresi 260. Ayet ne diyor? Bir zaman İbrahim Aleyhisselam, ‘’Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.’’
         Allah ‘’İnanmadın mı?’’ buyurdu.

      O da, ‘’Evet, inandım fakat kalbimin mutmain olması ve yatışması için istiyorum’’ dedi. 
        -Ben diriltmekten bahsetmiyorum. Bahsetmek istediğim İbrahim a.s bile şüphe edebilmektedir.
         -Yani?
    -Yani muhtar ben emin olmadığım duayı okuyamam yahu size anlatmaya çalışıyorum anlamıyorsunuz. Hüseyin sen biliyorsun ben rüyalar görüyorum okuyamam der ve hoca oradan hızlıca uzaklaşır.

 

    ‘’Dünya gerçek değil fakat insan ve hakikat aracılığıyla yurduna kavuşmaya çalışıyor’’
                                                                        Ernst Bloch / Ütopya’nın Ruhu

     Biz, karakterimizin, mezarın başından hızla uzaklaşırken yeniden başa dönüp evine mi gittiğini yoksa başka yurtlar, yollar bulmak üzere mi kaçtığını bilemiyoruz. Fakat, filmin sonuna doğru hasret içinde ve yurt özlemiyle dolu olduğunu biliyoruz artık. (Tüm cevapları bulabileceği bir yurt belki de...)


      Belki, yolculuk-şüphe ve sıla hasreti döngüsünde ölene dek hapis kalacak belki de bu hapisten kurtulacak bir gün. Hocanın akıbetini bilemeyip yazıyı noktalarken şunu da eklemek yerinde olur:


   Karakterimiz Sisifos değildir. Sisifos mutluydu. Sisifosluk hâli kabulleniştir. Mecburiyetten doğan ve sonradan mutlu bir kabullenişe giden bir haldir.


     Hocamız mutlu değil. Kim bilir belki bir gün mutlu olabilir.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
bottom of page