IMG_6587.JPG

Hüseyin Rahmi GÜRPINAR

KUYRUKLUYILDIZ ALTINDA 

BİR İZDİVAÇ

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

“İnsanlar saçma inançlardan uzaklaşıp ne kadar az aldanırlarsa, insanlık şereflerine o kadar yaklaşmış olurlar.”

 

    Son dönemlerde büyük bir mutlulukla gözlemlediğim ve benim de seve katıldığım bir kervan ilerlemekte edebiyat yolunda. Bu kervanın yola çıkışını çeşitli sebepler üzerinden tartışabilmek elbette mümkün, ancak sonucu itibariyle memnuniyetle uzlaşabileceğimiz güzel bir yolculuk bu. Yanlış anlaşılmasın, eskiden hiç yoktu da şimdi var gibi bir şey söylemiyorum. Söylemek istediğim, Türk klasiklerinin yeni bir yazarın güçlü bir kitabını kucaklar gibi kucaklanmaya başlaması. Hatırı sayılır yayıncılar tarafından günümüz Türkçesiyle okurların karşısına çıkarılan bu klasikler başucumuza pek de yakıştı. 

     Ben de bugün sizlere, geçen yıl Ankara Kitap Fuarı'nda Bilgi Yayınevi standından aldığım ve okuduktan sonra yazıyı kaleme almakta geciktiğim bir klasikle seslenmek istedim. Türk edebiyatına birçok önemli eser kazandıran Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın tebessümler içinde su gibi okunan romanını yazının başında gönül rahatlığıyla önerebilirim. Yazarın 1910 yılında yazdığı "Ön söz" ile başlayan eser, dünyamıza çarpacağı söylenen Halley kuyrukluyıldızının yarattığı heyecan dalgasında yaşanan sıcak bir İstanbul öyküsünü gönlümüze nakşetmektedir. 

  Gürpınar; yaşadığı dönemin günümüzde de özgünlüğünü koruyan toplumsal sorunlarını, batıl inançlarını, ahlaki krizlerini toplumun çeşitli tabakasındaki insanlar üzerinden mizahi anlayışla ortaya koyan edebiyatımızın önemli yazarlarından. Yazının girişinde de belirttiğim gibi bugünün okuma kervanında önemli bir yer edinmesinde yatan en önemli nedenlerden biri budur belki de. Yazarın diğer eserleri hakkında düşüncelerimi de yine burada sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Bir noktayı  da belirtmek gerekir ki, hâlâ bıkmadan usanmadan keyifle izlediğimiz "Süt Kardeşler" isimli sinema filmi Gürpınar'ın "Gulyabani" adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmıştır.

hüseyin rahmi gürpınar.jpg
images.jpg
IMG-20190630-WA0083.jpg

    1910 yılında bir mahalle arasına gittiğinizi canlandırın gözünüzün önünde; pencerelerinden sarkarak birbirine laf atan kadınların gündeminde de Dünyaya çarpacağı söylenen yıldız olsun. Nasıl, kulağa ilginç geliyor değil mi? Gürpınar'ın kişilerin karakterlerine uygun ifadelerle resmettiği konuşmalar da böylesi ilginç ve ilgi çekici olarak başlıyor. Kitabı okuyan bir çok kişiden diyalogların çok ve kitabın uzunca bir bölümünün sıkıcı olduğuna dair yorumlar duydum/okudum. Ben tam aksine bu diyaloglar üzerinden dönemin toplum yapısına dair müthiş detaylar yakalayabileceğimizi düşünüyorum. Okuyan veya okuyacak olan siz değerli dostlarımın bu konu hakkındaki görüşlerini de merak ediyorum doğrusu. 

    Peki, bilim-kurgu çağrışımı yapan böyle bir hikâyenin neresinde izdivaç, neresinde, 'benim gönlüm sarhoştur, yıldızların altında' serenadı var diyebilirsiniz. Daha az önce bahsettim değil mi mahalle arasındaki evlerinin pencerelerinden sarkarak konuşan kadınlardan. Böyle bir başlangıcın devamında, böyle bir toplumda aksi bir hikâye beklemek mümkün mü? 

    Tam da bu noktada yazarın kendi yazdığı önsözde geçen şu cümlenin altını çizelim; "Ah efendim, insanların hakikatleri kabuldeki inatlarını bilirsiniz. Bu konuda size haddim olmayarak küçük bir nasihat vereyim mi? İnsanların korktuklarından çok, korkmadıkları şeylerden korkunuz. Ta vaiz efendilerden tutunuz da ilim sahiplerine kadar insanların erdemlileri, bilginleri, âlimleri de diğer kardeşlerini korkutmak arzusundan kendilerini alamıyorlar ..." 

      Önsözde bahsedilen bu ilim sahiplerinden birisi de, şöhrete kavuşma hayaliyle gazetelere, dergilere yazılar yazan ama gereken değeri görmediği için içerleyen İrfan'dır. Reddedilmişliğin verdiği ruhsal krizini fırsata çevirerek kadınlardan intikam alma güdüsüyle bir konferans düzenlemek ve kuyrukluyıldız hakkında onları bilgilendirmek ister. Asıl amacıysa bellidir; ölümden korkan kadınları daha da çok korkutmak! Amaca giden bu mübah yolda istediği meyveleri toplamaya başladığını düşünürken hikâye yoldan çıkar ve onu bambaşka güzergahlar içinde savurur. Düzenlediği konferanslarla eş zamanlı ilerleyen mektuplaşma trafiğinin kahramanı olan gizemli kadın, İrfan'ı kendisine âşık etmeyi başarır. Peki, her şey İrfan'ın düşlediği gibi midir, gerçekler kuyrukluyıldız altında onu mutlu bir izdivaca mı götürmektedir? Henüz okumayanlar için burada bırakarak, şimdiden keyifli okumalar diliyor; yazarın bu mizahî romanında hicvettiği cehaletin bir gün elbet tamamen bu topraklardan silineceğini umarak hepinizi sevgiyle selamlıyorum. 

    Kitapta işaretlediğim bir kaç kelimeyi de şuraya bırakayım :)

      Utarid: Merkür
      Zühre: Venüs
      Maatteessüf: Ne yazık ki

      Bonjur : Gündüz kıyafeti 

      Köprü : Karaköy iskelesi (Yıl 1910 unutmayalım:)

      

 "Anlayamadık... İnsanlık, kardeşlik sevgisinin samimi lezzetini tadamadık..."

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle