top of page
öznur biçer.jpg

Öznur BİÇER

06.04.2021

Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı

Güray Süngü.jpeg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

    Bazı kitaplar vardır, bir çırpıda bitirir, tekrar tekrar okur yine de doyamazsın. Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı da benim için tam olarak bunu ifade ediyor.


     Güray Süngü ile tanışmam lise yıllarına dayanır. O zamanlar edebiyat dersinde “ödev” adı altında verilen kitapları hiç ama hiç sevmezdim. Çünkü öğretmenler 15-17 yaş aralığındaki bizleri kendileri gibi yetişkin farz eder, yaşımızdan çok daha ağır kitapları okumamızı isterlerdi. Bir tanesi hariç. Yanlış hatırlamıyorsam lise üçüncü sınıfta edebiyat dersine giren öğretmenimiz, Güray Süngü’nün kitaplarını okumamızı istemiş ve o kitaplardan sınav yapacağını söylemişti. Sınav lafını duyunca ilk aklıma gelen gene ne saçma sapan bir kitap verdi acaba, diye aklımdan geçirmiştim. Ancak yazarın adını ilk defa o zaman, o öğretmenimden duymuştum. Bu ön yargım ancak iki defa okuduktan sonra kırıldı, kitaba âşık olmuş ama ne yazık ki bazı kısımlarını anlayamamıştım. Yazarımız hikâyedeki bazı yerlerde açık kapı bırakarak, okuyucunun hayal gücüyle tamamlamasını tercih eden biri. Ama bunu o kadar olağan bir şekilde yapıyor ki hiç rahatsız olmuyorsunuz. 

“Dünya seni anlamıyor. Zaten çok büyük, zaten çok hain. Yalnızlık bir odaya sığıyor, ama o odaya yalnızlık sığınca, o odadaki adam o odaya sığamıyor.”

   Süngü, postmodern anlatımı ile bizlere 1990’ların İstanbul’unu hatırlatıyor. Anlatım tarzından söz etmişken postmodernizmin ne olduğuna da bir bakmamız lazım, böylece kitabı daha iyi anlayabiliriz. TDK’ye göre, “Modernist arayışın canlılığını kaybetmesinden sonra XX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan çeşitli üslup ve yönelişlerin adı.” Edebiyatta giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini reddetmiş, üslubun belirsiz olduğu bir anlatım olduğunu söyleyebiliriz.  Hani demiştim ya kitapta açık kapılar var ve oralara siz kendi hayal gücünüz ile giriyorsunuz, işte modernizm tam olarak bu.


     Kitap bizlere Mehmet’i ve üniversite yıllarını anlatıyor. Mehmet kaba saba, kavgacı, insanlarla anlaşamayan, kısacası romanlarda çokça gördüğümüz “kötü çocuk” tiplemesinde bir karakter. Ne var ki karakterinin böyle olmasının bir sebebi var; gönül yaraları. Babasının olmaması aslında Mehmet’in hayatını etkileyen, onu derinden yaralayan. Yani şöyle bir düşündüğümde kitapta ön plana çıkan konunun, “Babanın çocuğun hayatındaki yeri” olduğunu söyleyebilirim. Babası ve buna bağlı olarak ailesi olmadan büyümüş bir çocuk ne kadar da yarım, ne kadar da güvensiz, ne kadar da sevgiyi tanımamış oluyor… 


     Ne kadar önemlidir değil mi babalarımız? Kızlar babalarının prensesi olmak ister, erkekler ise onlar kadar güçlü, kuvvetli ve akıllı. Tabii Türkiye şartlarında bu ihtiyaçları karşılayan babaların sayısı bir elin parmağını geçer mi bilinmez…


"Bir roman geçti elime. Genç bir adamın tükenişini anlatıyordu. Genç adam bana o kadar benziyordu ki. Gençliğime yani. Vardı böyle bir zaman. Oradan aldım bunu. Başka yerlerin de altını çizdim. Olağanüstü bir roman değildi gerçi. Yara da olağanüstü bir şey değildir gerçi."

     Mehmet ve Çiğdem aşkına gelirsek… Bazı aşklar vardır elinizden geleni yaparsınız, çabalarsınız ama yine de olmaz ya hani, işte Mehmet ile Çiğdem de tam olarak böyleler (mi acaba?). Aslında ilk aklıma gelen buydu ancak sonradan düşününce orada bir dur, bu kadar basit olabilir mi diye kendi kendime sordum. Ve şu cevaba ulaştım; Mehmet karamsarlığına o kadar sıkı sarılmış ki elindeki güzellikleri görememiş ve en sonunda yaralı bir serçe parmakla kalakalmış. Ben kötüyüm, ben kavgacıyım, ben mutsuzluktan doğdum gibi düşünceleri en iyi arkadaşları bilmiş ve yalnızlığı seçmiş. 


   Hayat yaşamak için çok kısa, buna bir de negatif duyguları eklediğimizde daha da kısalıyor. O yüzden acısıyla tatlısıyla her şeyi kabullenip hayatımıza devam etmemiz ve başımıza gelen güzel şeylerin farkına varıp elimizde tutmamız, değerlerini bilmemiz gerekiyor. Böylece Mehmet’in düştüğü hataya düşmez, mutlu bir hayat sürme şansını elde ederiz.


      Herkes bu kitap için özetlenemez bir eser diyor, sanırım haklılar. Ben de asıl gitmem gereken limandan uzaklaşıp farklı limanlarda biraz mola verdim, konuyu çarpıttım galiba. Umarım düşüncelerimi düzgün bir şekilde aktarabilmişimdir. Kitabı okumaya niyetlenen arkadaşlara şimdiden iyi okumalar diliyorum…

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
bottom of page