WhatsApp Image 2021-04-24 at 16.05.15.jp

Dicle SAĞLAM

23.02.2022

METAL TABAK

Hasta Ziyareti
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

     Mutsuz insanın kaşığının kenarında bir yere ilişmiş ve kurumuş bir tortu vardır. Eğer mutlu olsaydı onu çıkarmaya uğraşırdı, üşenmezdi hiç diyorsun. Ve fakat şu da geçmiyor değil aklından. Belki de bir süre daha öyle kullanıp çıkaracak hayatından. Bir gün çöp kutusuna atacak ve yeni bir kaşıkla sorunsuz bir şekilde hayatına devam edecekti. Neticede o insan da belki benim gibi düşünüyordur bu konuda. Beni üzen insanı da eşyayı da hayatımda istemiyorum. Lekesini silmek, tortusunu kazımakla uğraşmaktansa, ona veda edip, kalanlarla ve yeni dahil olacaklarla devam edeceğim.


      Israr ediyorsun; mutlu olsaydı eğer severek, zorlanmadan, üşenmeden  o tortuyu kazırdı. Hayatı yerli yerinde, zihni berrak, kalbi ferah insan o kazıma işlemi sırasında açardı en sevdiği şarkısını ve başlardı vazgeçmiyorum işte diye diye kazımaya. Ben de mutlu biriyimdir, mesela zamanımı çalacak saçma sapan bir kaşığın kenarındaki tortu ile ilgilenmeyip, ona güle güle demeyi mutluluktan sayıyorum diyecek oldum fakat yapamadım. Çünkü haklıydı. Mutlu insan gözleri ışıl ışıl, bedeni ve ruhu kıpır kıpır, sevdiği şarkıya eşlik ederek kazırdı bir şeyleri...


     Severek ve sevinç duyarak
     Farklı iki kavram.
     Farkı uçurum.
     Mutsuz ama bahtiyarım diyen şair gibi ... 

 

‘’Size farkları öğreteceğim.’’
                         Kral Lear

haplar

    İlaç kutuları başlı başına bir mutsuzluk objesidir. Hele bir de o ilaçlar yuvarlak metal bir tabağın içinde karışık bir haldeyse, o tabakla birbirinize bakışlarınız, bir yük olur artık.


    Yeterince yükün, ağrın,sızın yokmuş gibi bir de bu metal tabağı dert etme kendine dedim Fahriye teyzeye. “Ne dedin şimdi, anlamadım ki’’ der gibi baktı yüzüme. “Bakışlarındaki yükün birazını çekip alayım, hafifleteyim seni” der gibi baktım ben de. Manasız bir gözce konuşma biçimi olduğunun farkına varıp, sözlerime devam ettim. “Düzenleyelim bunları, nedir bu dağınıklık, karıştırmıyor musun hiç haplarını’’ der demez de; “İyi oluyor böyle, elimin altında hepsi, buluyorum ben, gözlüğü takıp buluyorum.” dedi.


     Günde altı yedi kez haplar için gözlük takılıyor, haricinde Kenzul Arş başta olmak üzere çeşitli sureleri okumak için de takıldığını düşünürsek, neredeyse yirmi kez bu tak-çıkar eylemini gerçekleştiriyordu. İnat etmese de en azından şu soğuk renkli ilaç tabağını düzenlesek ne vardı sanki. Dinlemez ama, zamanında çok dinledim derdi insanları. Başta rahmetliyi çok dinledim, can kulağıyla hem de. Eğer iyi dinlemezsem sobanın üzerindeki maşayı alıp kafama vururdu, sen beni dinlemiyor musun diye. Halbuki dinlerdim de o an dediği şeyi hemen yapamazdım. Bir yandan kayınvalideyi de dinliyorsun ekmek pişti mi diye, diğer taraftan kayınbaban; “Sabah beşte kalkılacak yeter iki gün yattığın gelin, ölmedin işte doğdu çocuk’’ diyor. Çocuk da ağlıyor bir yandan, konuşamıyor ki, bebek daha. Onu da dinliyorsun. Dinledikçe dinleyesin gelmiyor ama dinliyorsun. Aynı anda cevap vermemi istemeseler keşke ama dinledim bir kere sözünü babamgilin. Daha doğrusu amcamgilin. “Hep köyde yaşamayacak senin kız, Almanya’ya da götürecek. Tarla tapan bölünür dörde, mirastan çok bir şey düşmez gerçi, dört kardeşler neticede. Ama Almanya’ya gidip, tutunup sonra döndüler mi, bir de ordan emekliliği olur damadın. “Sen ver Fahriye’yi bu aileye” demişlerdi. Babam veriyorum seni demişti. Dinlemiştim sadece. Gerçi içimden bir cevap vermiştim de duyulsun istememiştim. “İki sokak aşağıda Tulumbacıların Ömer’e varsam, dinler misin baba” diyememiştim. Sahi deseydim dinler miydi? Dinlemek bu hayatta bir tek bana verilmiş özel bir yetenekti diye düşünürdüm. Üstelik de can acıtıcı. Dinliyorsun ve bu sadece onaylama anlamında bir dinleyiş. Gücün yetiyorsa onay verme.. Dizlerimde, sırtımda ve en çok da başımda çınlardı yoksa maşanın sesi ya da bazen çıplak ellerin sesi. Bir keresinde kemer de eklenmişti bu enstürmanlara. Bu  müzik aletlerinin sesini duyar duymaz ellerimi  kulaklarıma kapatıyordum. En çok kulaklarıma kapatıyordum. Dinliyordum çünkü, hep söz dinliyordum. Bunun için duymam gerekti ve kulaklarıma zarar gelmemeliydi. Hem sağır olmayı kör olmaktan daha acı verici bulmuştum çocukluğumdan beri. Ashab-Kiram da kör vardır ama sağır yoktur hiç derdi rahmetli halacığım. Ah benim güzel halacığım... Kulaklar mühimdi. Duymazsam aniden gelecek dayağı nasıl hissederim ben. Belki arkam dönük, işe güce dalmışken gelip de patlatsaydı kulağıma İrfan, şey yani benim bey. Ya kulaklarıma aniden bir darbe alsam nice olurdu benim halim. Ah İrfan, ne çok döverdin beni. Annen öldü dövdün, baban öldü dövdün. Fabrikadakilere kızdın, sesini çıkaramadın geldin yine beni dövdün. Bak sen de öldün gittin. Ölmeseydin, sana halen adınla hitap edemeyecektim. Meğer bir kadının kocasına ismiyle hitap etmesi ne güzel bir şeymiş. Bir de İrfan, mutlu değilim, inan hiç değilim. Ama dayak olmadan yaşamak pek güzel bir şeymiş doğrusu. Ruhumdaki sızı hiç geçmiyor evet ama yaşım da bir hayli ilerledi, vücutta dayak sonrası ağrıların olmasını da istemezdim bu yaşta. O yüzden ne olur gücenme bana ama benden evvel ölmene sevinmedim desem yalan olur. Zaten ben geceleri de gündüzleri de, işten ve de dayaktan fırsat bulduğum an Allah’a beni kurtar bu eziyetten diye yalvarırdım. Evet, dayak esnasında ya da ev işleriyle meşgul olduğum sırada değil de daha sonra yalvarırdım. Ağzımın kenarından, burnumdan incecik sızarken o kan... Yani bittikten sonra. Ah İrfan ah! Sonra kafa tutardım birazcık Allah’a. “Bak, bak bak iyi bak halime. Ben her gün bu eziyete katlanıyorum ve artık bitmesini istiyorum. Çocuklarımda var, bu heriften önce göçersem birini alır, getirir eve. Yavrularım üvey anaya anne demesin. Sen,bu adamın canını al önce. Dayak bittikten sonra sana dua ediyorum ki iyice gör halimi de üzül. Bak senin yarattığın, bir diğerine eziyet ediyor. Bitir bu zulmü emi Allah’ım.” Günün birinde bitti. Önce Allah sonra İrfan razı olsun. Biri duamı kabul etti, diğeri de emekli aylığını bırakıp gitti. Yoksa nerde alınacak bir çanta dolusu ilaç. Bir bu kadar da merhem var. Onlar poşette ama. Haplar bu tabakta. Bu deli kız da renkli plastik hap kutuları var böyle bölmeli olanlardan diyor. Alacakmış bana, aman alma edim. Her bir hapı özenle yerleştiriyormuşsun içine. Kim uğraşacak. Sen hazır bana gelmişken merhemi sürüver dizime. Dizimdeki platin sızlıyor bu havalarda. İrfan amcana kızıp ediyoruz ama halim nice olurdu o aylık olmasa. Dünya kadar paraydı bu haplar, merhemler...
 

      Elleriyle bir yandan da ikindiden sonra yutacağı hapı arıyordu.

 

      “Mutsuzum ama ilaçların çoğunu devlet ödüyor Allah’a şükür.’’ dedi ve nihayet aradığı hapı buldu.

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle