Görkem Yıldırım.jpg

Görkem Yıldırım DÜZEN

07.06.2022

OTOMATİK PORTAKAL

    Sıra dışı bir romanı okurken en merak ettiğim şey yazarının hayatıdır. Genelde de yanıltmazlar, zira sıra dışı eserler ancak sıra dışı insanlara mahsustur. Antony Burgess 42 yaşında doktorların beyin tümörü tanısı koymasıyla, eşinin geçimini sağlamak için öfkeyle oturduğu masada 12 ayda beş buçuk roman yazar. Daha sonra kendisine konulan teşhisin yanlış olduğunu öğrenir. Bu yanlış teşhis Burgess’in hayatında dönüm noktası olur ve tanınan bir yazar olur. Ölümle burun buruna gelmesine rağmen hayatla giriştiği bu mücadeleye ve gayretine hayran olmamak elde değil. Otomatik Portakal’ı okurken yaşadığım şaşkınlık yazarının hayat hikâyesi ile birleştiğinde daha da anlam buldu. Roman 1971 yılında Stanley Kubrick tarafından sinemaya da uyarlanmıştır.

 

    Yazar romanda bir hayata sığamayacak acıları ve kötülükleri öyle sert bir dil ve üslupla anlatır ki okurun üzerine boca edilen bu sertliğe kendini hazırlaması gerekir. Tıpkı Saramago’nun “Körlük” romanında olduğu gibi yazar distopya yaratarak, kahramanımız Alex’in başına gelen olaylar üzerinden sistemi, iktidarı, muhalefeti eleştirmektedir. Buradaki fark Alex’in bir anti kahraman oluşu ve küçük yaşına rağmen tüm kötülükleri bile isteye yapmasıdır. Dört kişiden oluşan bir sokak çetesi lideri olan Alex henüz 15 yaşında olmasına rağmen tüm suçlara karışmış bir gençtir. Çevresindeki insanlara, ailesine kötü davranmaktan ve eziyet etmekten zevk alan biridir. Bunun yanında kişiliğine uymayacak derecede ince bir müzik zevki vardır. Suç işlemek için çıktığı gecelerden birinde yaşlı bir kadını öldürür ve arkadaşlarının onu yarı yolda bırakmasıyla polis tarafından yakalanır ve hapse atılır. Yaptığı tüm kötülüklerin sonu gelmiştir artık. Okur burada bir oh çeker; J Cezaevinde rahiple arkadaşlık eder ve iyi biri gibi görünürse cezaevinden çıkabileceğini düşünür. Bu sırada Hükümet suçluları hapiste tutarak ıslah olacaklarına dair inancını yitirmiştir. Bir tedavi yöntemiyle onları suç işlemekten alıkoyacaklarını iddia eder. İçişleri Bakanı cezaevine gelerek ıslah tedavisi için Alex’i seçer ancak kobay olarak seçilen Alex başına geleceklerden habersizdir. Doktorlar tedavisine başlarlar. Çekmediği eziyet kalmaz. Gündelik hayatta yaptığı tüm kötülüklerin benzerleri elleri kolları bağlı şekilde kendisine izlettirilir. Genelde izletilenler savaş sırasında yapılmış işkence örnekleridir. Yazar özellikle Nazilerin uyguladığı işkenceler üzerinde durur. Savaşın kötülüğünü ve insanları ne hale getirdiğini bu şekilde vurgular.

 

    Tedavisi bitip cezaevinden çıkan Alex hiçbir şey yapamayacak durumdadır. En sevdiği müzikleri dahi dinleyemez. Kişiliksiz bir haldedir. Hükümetin mahkûmları bu şekilde kişiliklerini elinden alarak ıslah etmesine karşı çıkan muhalefet de iktidar olmak için Alex’i kullanmak ister.

0001806049001-1.jpg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
Anthony-Burgess-at-home-i-009_edited.jpg

      Yazar romanda, iktidarın gücü elinde tutmak için, muhalefetin de iktidarı ele geçirmek için halkı kukla gibi gördüğünü ve bu güç savaşlarının içerisinde iyiyle kötünün birbirine karıştığı, çoğunlukla da kötülerin kazandığı bir dünyayı tasvir eder.


    On sekiz yaşını yeni bitiren Alex üç yıl içerisinde başına gelen onca olay sonrasında kendini yaşlı hisseder. Artık hayata başka gözlerle bakmanın ve yetişkin olmanın sırası gelmiştir. Yazar gençliği romanda şu şekilde tasvir eder: “Gençlik, gençliğini yapacaktır. Ama gençlik hayvanlar gibi davranmaktır. Hayır, tam olarak hayvanlar gibi değil de, daha çok şu küçük oyuncaklar gibi davranmaktır. Hani sokaklarda satarlar ya, içinde mekanizması, dışında da anahtarı olan küçük teneke adamlar vardır, anahtarını gır gır kurarsın, bırakırsın yürür gider ya kardeşlerim. Ama düz çizgide gider ve tabi bir şeylere toslar, düz gider tostos toslar, yaptığından vazgeçmez. İşte genç olmak, bu küçük makineler gibi olmaktır.”

    Yazar, "Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…”der. Makineleşmiş insanı hepimizin zihninde yaratarak, okuyucusunu sorgulamaya yönlendiren yazarın, romanının birçok dile çevrilerek kült bir roman haline gelmesi aslında çok daha fazlasını yaptığının bir ispatıdır…

 

    Her dönemde gençliğin ne yazık ki bir önceki nesille benzer hataları yaptığını ve bundan sonraki nesillerin de ders almadan aynı yollardan geçeceğini ironik bir dille anlatan roman, okuyucuyu sarsarak başka bir dünyadan okuyucusuna göz kırpıyor ve şöyle diyor:

     Tüm kötülükler bu dünyada! 

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle