top of page
hilal polat.jpg

10.09.2021

PANİK: BİR RUH SARSINTISI

panik.jpg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

     Panik duygusu aslında insana faydalı olan çünkü onu tehlikelerden koruyan bir duygudur.  Tehlikeli bir durumla karşılaştığımız zaman bedenimiz tepki vererek o durumla baş etmemizi sağlar. Bu bedensel tepkiler çoğunlukla hızlı kalp atışları veya atışlarda düzensizlik, terleme veya titreme, hızlı nefes alıp verme, ağız kuruluğu ve daha çok çeşitli şekillerde olabilir. Yani diyebiliriz ki vücut bir alarm durumuna geçmiştir. Ama bazen bu alarm sistemi bozulabilir. Yani kişi çok az uyaran olduğu durumlarda aşırı reaksiyonlar gösterebilir. Ya da tehlikeli olmayan durumlarda yoğun bir panik duygusu yaşayabilir. Çok sık ve çok yoğun atak şeklinde gelen panik duygusunun yaşanılması  ‘Panik Bozukluk’ olarak adlandırılır. Panik bozukluk, panik atakların sıklıkla yaşandığı, yaşanmadığı durumlarda ise bir panik atak yaşarım korkusu ile yaşamsal faaliyetlerin kısıtlandığı bir ruhsal rahatsızlıktır. Panik atakta kişi bedensel bir takım duyumları çok yoğun yaşar. Kişi aniden başlayan bu bedensel duyumlara bir anlam veremeyerek kalp krizi geçireceğini, öleceğini, delireceğini veya kontrolünü yitireceğini düşünür. Yaşanan panik nöbetleri kişiyi çaresizlik ve dehşet içinde bırakır. Yaklaşık olarak en az bir dakika en fazla bir saat süren bu yoğun atak çok korkutucu ve yıpratıcı olduğundan yeniden tekrarlanması korkusu ile bazı yaşamsal faaliyetlerden kaçınılır. Sinema ve tiyatroya gitmekten kaçınma, metro ve uçak gibi ulaşım araçlarına binememek, süper markete gitmemek en sık görülen tepkilerdir. Eğer bu durum daha da aşırı bir hal alırsa kişi evden çıkmaya bile korkar hale gelebilir. 


        Panik bozukluk 1980’li yıllarda psikiyatri litaretürüne girmiştir. Günümüzde çok yaygın görülen ve her geçen gün daha da artmakta olan bir rahatsızlıktır. Salgın hastalıklar, doğal afetler, kurumsal iş yaşamının zorlukları, akademik sınavlar, ekonomik sıkıntılar, kadın cinayetleri, çocuk istismarları, sosyal medyanın aşırı kullanımı, ilişki sorunları gibi modern yaşamın getirmiş olduğu zorluklar panik duygusunu besleyip arttırmaktadır. Günümüz insanı sürekli bir tehdit algısı içerisinde yaşamaktadır. Yaşamın içerisinde yer alan olumsuz bir takım durumların hiç beklenmedik anlarda oluşabileceğini gözlemlemiştir veya deneyimlemiştir. İnternet sayesinde çevresindeki tüm olumsuz haberlere her an ulaşabilmektedir. Evinde rahat, huzurlu oturan ve o an için dış dünyasında hiçbir sorunu bulunmayan insan bu haberlere maruz kaldıkça duygu durumu bozulur ve panik duygusu gelişebilir. İnsana artık evinde de rahat yoktur. 


       Panik duygusunu deneyimlemek çağımızın kaçınılmaz bir olgusudur. Yaşantımızda karşılaşmasak bile çevremizde karşılaştığımız dehşet verici olaylar biz de sürekli bir rahatsızlık hissi yaratmaktadır. Ve insan şu düşünceye kapılmadan yapamaz; “Ya bir gün bu benim  veya sevdiklerimin de başıma gelirse?” Bu düşünceyle baş etmek çok kolay değildir. Çıkış yolu bulmak zordur. Bu içinde yaşadığımız çağın bir nevi lanetidir. Ama her durumda olduğu gibi bu durumda da insan davranışları farklılık gösterir. Panik duygusunu bozukluk derecesinde yoğun yaşayan insanlar olduğu gibi, bunu sağlıklı düzeyde ve az miktarda yaşayan insanlarda mevcuttur.


        Panik duygusunun temelinde kontrolü yitirme korkusu bulunur. Başımıza nahoş olaylar geldiğinde, yaşamımızdaki belirsizlikler arttığında, yeni bir başlangıç yaptığımızda veya bitişlerde hayatımızı istediğimiz gibi kontrol edemeyebiliriz. Bazı insanların bu duruma tahammülleri yoktur, her şeyi kontrol etmek isterler. Bir nevi yaşamı tümüyle kontrol etmek isterler. Kendi iradeleri dışında gelişen kontrol edemeyecekleri durumlar yaşamaktan çok korkarlar. Çünkü kontrol edemezlerse yaşamlarının dağılıp yok olacağını düşünürler. İşte bu durumda panik duygusu ortaya çıkar. Yaşamı akışına bırakıp spontane olarak deneyimlemek bu kişilere son derece ürkütücü gelmektedir. Bu nedenle sürekli geleceği düşünüp planlar yaparlar. Kendilerini yaşamın belirsizliklerine ve tehlikelerine karşı korumak için sürekli tetikte bulunmaları gerektiğine inanırlar. Bu kişiler sürekli gelecekte yaşadıkları için ruh sağlığı uzmanlarının önerdiği gibi “anda kalmayı” pek başaramazlar. Tutumlarını ve bakış açılarını yaşam bütünlüklerini koruduğuna ve tehlikeleri bertaraf ettiğine inandıklarından değiştirmek pek istemezler.  Panik duygusu yaşamları boyunca onlara eşlik eder.

        Çok çabuk paniğe kapılan kişiler diğerlerinin görüşüne ve onayına fazla değer verirler. Başkalarının yardımı olmadan kendi başlarına yaşamın zorluklarıyla ve belirsizlikleriyle etkili bir şekilde baş edemeyeceklerine inanırlar. Muhtemelen ebeveynleri tarafından hayatta karşılarına çıkabilecek zorluklara karşı hazırlıklı ve baş etmesini bilecek şekilde eğitilmemişlerdir. Çocuklarını olumsuz durumlarla karşılaşmaktan uzak tutan, çocukları zorluklarla karşılaştığında bunu çocuğu yok sayarak kendisi çözmeye çalışan ebeveynler, çocuğu  var olan gücünü tanımasını engeller. Çocuğa şöyle bir mesaj gider; “Başına gelen olumsuz durumları çözme becerisine sahip değilsin!” Tüm yaşam becerilerinin kazanıldığı ortam olan çocuklukta bu mesajı alan kişi büyüdüğünde de buna inanmayı sürdürecektir. En ufak olumsuz bir durumda gücünün yetersiz olduğunu düşündüğü için sorunlarını çözemeyeceğine inanacak ve panik olacaktır. Halbuki hayatta yaşayacağı zorluklara hazırlıklı, bu zorluklarla baş edebilme becerisi gelişmiş, kendi potansiyelini bilen ve potansiyeline güvenen kişiler panik duygusunda uzak kalacaktır. 


      Kabul etmeliyiz ki hayat büyük ölçüde kontrol edilemez ve kontrol edebileceğimiz şeyler çok sınırlıdır. Kontrol edemeyeceğimiz durumları sürekli kontrol etmek için gösterdiğimiz çaba hem beyhudedir hem de çok yorucudur. Belirsizlikler insanları her daim rahatsız eder fakat yine kabul etmeliyiz ki yaşamımızda belirli olan şeylerin sayısı çok azdır. Bu belirli olan şeyler bile şimdilik belirlidir gelecekte ne olacakları ön görülemez. Bu durumlar insan olmanın keyifsiz yanıdır, insan olmanın yüküdür. Bunlarla mücadele etmek; sürekli her şeyi kontrol altında tutma çabamız, kendimizi korumak için sürekli tetikte olma hali, temkinliliği elden bırakmayışımız, belirsizliklere son verme çabamız günün sonunda bize hasar verir, yorar ve yaşama sevincimizi elimizden alır. Hayatımızı dilediğimiz gibi yaşamamıza büyük bir engel oluşturur. Kuşkusuz ki bunları belirli bir ölçüde yapmamız gereklidir ama fazlası bizim için zararlıdır. Hayatın kontrol edemeyeceğimiz taraflarını kabul etmeliyiz ve bu beyhude savaşı bırakmalıyız artık. Belirsizliklerin yaşamımızın önemli bir parçası olduğunu ve bu durumdan tam olarak kurtulamayacağımızı bilmeliyiz. Kendimizi ve sevdiklerimiz ne kadar çabalasak da bazı durumlarda korumanın bizim elimizde olmadığını bilmeliyiz.

 

      Karşımıza çıkan çoğu zorlukları ve bilinmezlikleri aşacak güçte ve donanımda yaratıldığımıza inanmalıyız. Zaman zaman kendimize güven duymamamız, var olan gücümüzü küçümsememiz iyi sonuçlar almamamıza yol açabilir o nedenle öncelikle inanmalıyız insan olmanın gücüne. Barışmalıyız insan olmanın zor halleriyle.  Mücadele etmek, savaşmak, diken üstünde yaşamak, aşırı temkinli davranmak ve sürekli her şeyi kontrol altında tutmak çok yordu bizi. Hayatın değişmeyen yönlerine karşı gösterdiğimiz direnç bizi çok zorladı artık. Kabullenmeli ve barışmalıyız. Hayatımızı nasıl yaşayacağımızı öğrenmeliyiz.  Bunun için bir yaşam harcamadan öğrenmeliyiz çünkü bir yaşamımız daha olmayacak. Ve “Hoşça kal panik, benim deneyimleyeceğim çok daha güzel duygular var.” diyebilmeliyiz. 


Büyük usta Nazım Hikmet’in dediği gibi; “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.” 

    

Mutlu çocuk

Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                      bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                      yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 
Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
                       beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                                   insanlar için ölebileceksin, 
                       hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                       hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                       hem de en güzel en gerçek şeyin 
                                     yaşamak olduğunu bildiğin halde. 
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
          hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
          ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                     yaşamak yanı ağır bastığından. 
      ……….                                                                              

Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                      hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
                      yani bu koskocaman dünyamız. 
Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                      zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 
Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
"Yaşadım" diyebilmen için... 

 

   

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
bottom of page