Aylin_Akta%C5%9F_edited.jpg

Ahmet ÜMİT

SULTANI ÖLDÜRMEK

   Bir kitap düşünün; biraz tarih, bir parça aşk, buruk bir özlem ve yalnızlık kokusu getirsin size. Bütün bu kokuların arasında kalan bir kadını, Müştak’ın “Sultanım” diye hitap ettiği bir kadını, kimin öldürdüğünü çözmeye ortak etsin. Böyle bir kitap okumak ister miydiniz?O zaman Ahmet Ümit’in “Sultanı Öldürmek” kitabı tam size göre.

38ae6015-ff86-470c-b1fe-a4e270bff85b.jpg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

 Sultanı olmadan yaşamayı bilmeyen kulun büyük açmazı...” Kitapta altını çizdiğim ilk cümle işte bu. Zihnimde “Bir aşk cinayeti mi yoksa?” sorusuyla başlayan ve onlarca sorunun içine çeken ilk cümle. Takıldığım ilk kanca. Düğümlenmiş ipi elime alacak cesareti veren ilk nedenim.

     Tam yirmi bir yıl önce Amerika’ya çekip giden Nüzhet Özgen ile terk edilmenin acısını ve yaralarını hâlâ ruhunda taşıyan Müştak Serhazin’in hikâyesi…

    Müştak’ın “Dünyanın en düzenli insanı, edebiyata özellikle de şiire çok meraklı,” diye anlattığı Nüzhet Özgen bir akşamüstü evinde ölü olarak bulunur. Sapında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası bulunan bir mektup açacağıyla. Hem de Müştak’ın uzun yıllar önce hediye ettiği bu mektup açacağıyla!.. Peki, öldüren kim?

    Müştak mı? Yoksa Tahir Hakkı mı? Ya da Nüzhet’in paragöz yeğeni mi?

 

    Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası bulunan bir mektup açacağı demişken, kitapla sadece Müştak’ın hikâyesine de konuk olmuyorsunuz. Tarihe başka bir gözle bakıp yorumlamaya çalışıyorsunuz. Sorguluyor, düşünüyor ve tüm duyguları derinden hissediyorsunuz.

   Burada kitabı anlatarak, okumamış ya da şu an okuyor olan kişilerin heyecanını elinden almak istemem. Aksine onların bu güzel heyecan içinde kalmasını tercih ederim.

   Müştak'ın tam yirmi bir yıldır görmediği ama unutamadığı aşkı olan Nüzhet, yıllar sonra İstanbul’a gelir. Gelir ama artık bir cinayetin kurbanıdır. Onu ölü bulan Müştak, Psikojenik füg hastalığı yüzünden kendinden bile şüphe eder. O kadar içimizden bir karakter ki… Kitabı okurken “Hangimiz yarım kalan bir aşk hikâyesine tepkisiz kalabiliyoruz ki Müştak kalsın,” “çıldırmasın,” dedim. 

    Müştak’a olanlar da sanırım bu; bir karakter hesaplaşması. Kendi içinde kendiyle bile yüzleşmeleri bitmemiş. Kendi kanıtlarını kendi bulmaya çalışıyor. Kitapta babasının hayaletiyle konuştuğu bir sahneyi paylaşmak isterim.

    “Evet yaptın. Hayatını adadığın kadını, biricik aşkını, aklının ve ruhunun sultanını acımasızca öldürdün. Bence yanlış da yapmadın. Ama gerçeği kabul et. Aslından Nüzhet değildi, onun yaşlı haliydi, benim aşık olduğum kadın…” diye kendini kandırma. 

    Müştak’ın ruhu ne zaman kendini temize çıkarsa ya da zihni cinayeti işlemediğini düşünse, gölgelerle baş başa kalıyordu. Ya babası ya annesi ya da teyzesinin gölgesi… Kendi unutmaya çalışsa, benliği unutmasına izin vermiyor, yüzleşme hali soluksuz devam ediyordu.

   Bir süre sonra olayların yönü değişiyor. Nüzhet’in son akademik çalışmasının, Osmanlı padişahlarında baba katilliği konusu olduğu anlaşılıyor. Peki, Nüzhet’i ya Müştak öldürmediyse? Bu iç hesaplaşmalarıyla kendini boş yere suçluyorsa? Belki de durumu hazmedemeyen Osmanlı sevenlerin entrikasıdır, olamaz mı?

   Tabii ki bütün ihtimalleri dikkatlice düşünüyor Müştak. Çünkü “Sultanım,” dediği kadına nasıl kıyabilirdi ki? Yoksa cinayeti işledi ve trajik bir final mi bizi bekliyor?

   "Evet, şahane bir aşk yaşamıştım. Çünkü şahane bir aşk, harcanmış hayat demektir… Çünkü gerçek aşk, acımasız bir sarmaşık gibidir. Nasıl ki sarmaşıklar sarıldıkları kocaman ağaçlar dahil etrafındaki tüm bitkileri boğar, öldürürse aşk da kendisinden başka hiçbir duygunun yaşamasına izin vermez. Aşkta başarının, mutluluğun ve ahlakın yeri yoktur. Sadece acı ve güzellik… Gitgide tümüyle acıya dönüşecek bir güzellik. O sebepten final genellikle trajiktir."

     Kitapta yaşanan her bir olayı tane tane hazmettim ve bu süreçte fark ettiğim şey; ne karakterlerin iç dünyalarından kopuyor ne de hızla ilerleyen olay akışına rağmen yaratılan atmosferden uzaklaşıyordum. Dikkatimi çeken diğer bir noktaysa Müştak’ın karakterine dair verilen detaylar. Özellikle annesinin ve babasının gölgeleriyle konuşurken. Çocukluğunu babasının güçlü karakteri altında ezilerek; annesi, teyzesi ve büyükannesiyle büyümüş bir erkek çocuğunun içe dönük ruh halinin, akademik hayatta başarılı olmasına rağmen dışa dönemeyen karakterine etkilerini güçlü bir şeklide hissettiriyor.

   O zaman kim öldürdü Nüzhet’i? Müştak mı? Yoksa Tahir Hakkı ya da asistanları mı? Ya da Nüzhet’in paragöz yeğeni mi?

    Son olarak Beni derinden etkileyen birkaç cümle paylaşmak isterim.

 

   "Durdum; aniden kazandığım sakinliğim mermer zemine çarpan cam bir sürahi gibi paramparça olmak üzereydi."

   "İlk kez gün ışığının yakıcı parlaklığını görüp, anne rahmini özleyen bir çocuk gibi. Ne güzel olurdu, hiç doğmamış olmak. Tehlikelerden uzakta, güvenli, meraklı gözlerden, insanı teşhir eden ışıkların…"

   "Tekrar hafızanın dostudur."

 

    Benim kitapta yüreğime kazılan cümleler bunlardı. Sizler de “Sultanı Öldürmek” kitabında içinize işleyen cümleleri paylaşmak ister misiniz? Kelimeler temize çıkarmanın en güzel yolu ne de olsa…

 

                                                                              Aylin Aktaş, 12.06.2020

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle
ahmet ümit.jpg