IMG_6587.JPG

24.01.2020

ÖLMEDİ UĞUR, YİTMEDİ İNANÇ

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

    Yine bir 24 Ocak… Yine Ankara… Bazen karlı bir sokak, bazen güneşli bir ayaz… Yıl ise hep aynı, 1993. Geride kalan üç kırık gül…

   Kırşehir doğumlu, tepeden tırnağa Anadolulu… Anne Nadire Hanım’ın kurduğu yer sofrasında, Tapu Kadastro’da memur olan baba Hakkı Şinasi Bey’in getirdiği helal ekmeği bölüşüyor bağdaş kurmuş dört kardeş…

   Gün geliyor ayrılıyor baba ocağından Uğur. Sırtında ailenin beklentileri, cebinde kalemi, gönlünde umutları ile düşüyor başkentin yollarına… 1961’de Ankara Hukuk’un mermer merdivenlerine heyecanla attığı ilk adımı, hızla inanca, azme ve çalışkanlığa dönüşüyor. Daha bir yıl geçmeden yazdığı makale ile Yunus Nadi Ödülü’nü alıyor. Şımarmaya, gezmeye, eğlenmeye ne vakti yetiyor ne de imkanı oluyor. Dört yılda başarıyla mezun olarak, kendi okulunda hukuk profesörü hocasının asistanlığını yapıyor. Aklı hep yazmakta, aklı hep araştırmada, aklı hep memleket meselelerinde.

      Farklı mecralarda başlayan köşe yazarlığı onu, 1975’te Cumhuriyet gazetesinin “Gözlem” köşesine taşıyor. O ise, köşenin ağırlığını omuzlarında taşırken, çerçeveli gözlüğünün ardından dünyaları okuyor, araştırıyor, kimsenin görmediklerini görüyor. Yazıyor, yazıyor, yazıyor… Yılmıyor. Köşelerden taşan fikirleri kitaplara dönüşüyor cilt cilt, kitaplar tiyatro sahnelerine, inançlar cesarete…

   Yedek subay olarak yapması gereken askerlik vazifesini Ağrı Patnos’ta “sakıncalı piyade eri” olarak zor şartlar altında yerine getiriyor. Mide kanaması geçiriyor, ne gam! Onun fikir deryasında dalgalarla geçen yaşamı içinde bu tür kesitlerin adı bile anılmıyor. Neden? Çünkü, insan hastalanır, insan acı çeker, insan ölür. Nerede görülmüş fikirlerin hasta olup yatağa düştüğü, acı çekip inlediği, parçalara ayrılarak öldüğü… Bu mümkün mü? 26. Yılında bugün hala “Uğurlar Ölmez” deniliyorsa, onun kitapları okunuyor, onun fikirleri güncelliğini koruyor ve memleket sevdası bir bayrak yarışı gibi elden ele dolaşıyorsa mümkün müdür Uğur öldü demek?

   Güldal’ına sevgiyle bağlı bir eş; sevgisinin dallarında açan iki tomurcuk çiçeğe tutkun bir baba. Devlet okullarında okuyan, onu okutan Cumhuriyet’e sevdalı, hepimiz kadar köylü, hepimiz kadar insan. “Ekmek kadar temiz, su gibi aydın” bir yaşam.  

    Yine bir 24 Ocak… Yine Ankara… Bazen karlı bir sokak, bazen güneşli bir ayaz… Yıl ise hep aynı, 1993. Geride kalan üç kırık gül: Güldal, Özge, Özgür.

     Ne diyorduk? İnsan ölür, fikirler değil. O kara günde Karlı Sokak, Kanlı Sokak oldu. Cesur bir gazeteci, sevdalı bir eş, kahraman bir babanın “kalemi kana düştü.” Milyonlar Uğur’ladı onu. 27 yıl geçti ölmedi Uğur, bitmedi Fikir, yitmedi İnanç. O bize “bir keskin kalem, bir kırık gözlük” bıraktı hatıra olarak. O hatıraya sarıldıkça ne hissetmesi gerektiğini bilenlerden Uğur’a selam olsun.

2a75b404-3d6a-4b75-94db-c02cc24680c6.jpg
e71e30cf-9c28-49fd-9fde-ff101f4ea045.jpg
fft16_mf654117.Jpeg
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle