Ah ilk kitaplar! Yazandan bir parça kopacak da evrende yıldız gibi parlayacakmışçasına müstesna bir öneme sahip ilk kitaplar. Bu önem hem yazarlar hem de edebiyat tarihi için geçerli. Biz de bu heyecana ortağız ve büyük bir zevkle yazarların ilk göz ağrılarının görünürlüğüne katkı sunmayı görev biliyoruz.
Ümit Yaban

"Ümit Yaban ile İlk Ümit" röportajları yeni konukların ilk kitaplarıyla romanoku.org adresinde devam ediyor.
Ümit Yaban'ın bu seride sitemizdeki yeni konuğu "Kaplumbağa Ayaklanması" adlı kitabıyla Ümit Aykut Aktaş.


Sayın Ümit Aykut Aktaş ilk kitabınız Kaplumbağa Ayaklanması’nı kutlarım, Metinlerarası Kitap’tan elimize geçti keyifle okuduk teşekkürler. Öncelikle merak ettiğim sizsiniz, edebiyatla kurduğunuz ilişkiye de değinerek kendinizi tanıtır mısınız? Ümit Aykut Aktaş kimdir?
Yazdığım öykülerle ilgili çeşitli yarışmalarda ödüller aldım. Öykülerim; Kitap-lık, Varlık, Notos, Trendeki Yabancı, altZine, Öykü Gazetesi gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Birgün, Cumhuriyet Kitap Eki, Radikal Kitap Eki, Roman Kahramanları, altZine, Oggito, Gazete Duvar, Litera Edebiyat, K 24’te kitap tanıtım yazılarım ve söyleşilerim yer aldı. Karma öykü kitapları, e kitaplar dışında Kaplumbağa Ayaklanması ilk öykü kitabım.
Yazma yolculuğu nasıl başladı? Yolda bir atölye ya da editörden destek aldınız mı? Bu yolculuğa yeni çıkanlar için tavsiyeleriniz nelerdir?
Herhangi bir atölyeye gitmedim. 2013, 2015 ve 2020 yıllarında öykü dosyalarımı çeşitli yayınevlerine gönderdim. İlkinde çoğundan yanıt alamadım, bir yılı geçen uzun aradan sonra bir iki yayınevinden ret yanıtı geldi. 2015’te dosyamı yeniledim, bir yayınevi editörü iki öyküyü çıkarmamı yerine yeni iki öykü yazmamı istedi, bu şekilde yayına hazır olabileceğini belirtti -ki o süreçte işlerim çok yoğun olduğu için istenen iki öyküyü o kısıtlı sürede yazamadım- 2020 ‘de iki öykü hariç dosyam neredeyse kitaptaki son halini almıştı. Ufak tefek eksikleri olsa da bu dosyama güveniyordum ama maalesef iki büyük yayınevi olumlu geri dönüş yapmasına ve yayın tarihini belirlemesine rağmen, editör değişikliklerini, kitap fuarlarını mazeret göstererek, yayınlanma tarihini sürekli öteledi. Metinlerarası Kitap’ın kapısını çaldım, Kaplumbağa Ayaklanması’nın macerası da bu şekilde başladı. Yazma sürecinde herkes kendi patikasını
yaratıyor. O yüzden reçete niteliğinde ne söylesek askıda kalıyor. Anksiyeteniz varsa, çabuk hayal kırıklığına uğrayıp kısa sürede pes ediyorsanız, bu kulvara ayak basmadan önce bir kez daha düşünün derim.
Yaşanmışlıklar, gözlemlediklerimiz, iç dünyamız yazdıklarımızın bel kemiği olsa da sizin yazarken ilham kaynaklarınız, hikâyelerinizin temelini oluşturan unsurlar nelerdir?
Önce belirli sahneler oluşur zihnimde. Karışık sahneler. Dört numara, on bir, yedi, üç… Bu yapbozu doğru sıralama ile yerleştirmeye çalışırken, spiralli defterlerim, ajandam yardıma yetişir ve kalemimin ucuyla düşünmeye başlarım. Uymayan parçaları çıkarır ya da uyacağı başka bir yapboz için saklarım. Son aşamada diz üstü bilgisayar yardımıyla Word’e aktarma, bu bir tür dizgi aşamasıdır benim için. Sonra dosyayı kapatır ve bir süre unuturum. Kendimce son haline ulaştığını hissettiğim anda da dergilere gönderirim. Daha çok okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, dinlediğim şarkılar, gözlemlerim ilham kaynaklarım. Sürpriz sonlu İspanyol filmlerine bayılıyorum. Metinlerarası ve üst kurmacayı, klasik öykülerle harmanlamayı seviyorum. Aralarında bir denge, ahenk olması bende farklı bir haz duygusu yaratıyor. Zorlama sürpriz sonlar değil de doğal akışına uygun finaller yaratmaya çabalıyorum. Son ana kadar metnin nereye gittiğini, nerede düğümleneceğini inanın ben de bilmiyorum.
Yazım süreciniz belirli bir disiplin veya ritüel çerçevesinde mi ilerliyor? Yazar tıkanıklığını aşmak için benimsediğiniz özel yöntemler var mı?
Disiplinli bir yazar değilim ama hiç yazma tıkanıklığı yaşamadım. Özel ritüellerim yoktur, yazarken inzivaya çekilirim, başka hiçbir şey düşünmem. Sürpriz sonlu İspanyol filmlerine bayılıyorum. Metinlerarası ve üst kurmacayı, klasik öykülerle harmanlamayı seviyorum. Aralarında bir denge, ahenk olması bende farklı bir haz duygusu yaratıyor. Zorlama sürpriz sonlar değil de doğal akışına uygun finaller yaratmaya çabalıyorum. Son ana kadar metnin nereye gittiğini, nerede düğümleneceğini inanın ben de bilmiyorum.
Kitabınızın genel teması nedir? Temayı oluştururken bilinçli bir şekilde mi hareket ettiniz yoksa yazım sürecinde kendiliğinden mi ortaya çıktı?
Tematik bir yapıdan çok odaklandığım meseleler ya da kavramlar üzerinden yazdığımı düşünüyorum. Kaplumbağa yavaşlığı, dinginliği, içe dönüşü simgeliyor benim gözümde. Bir de zaman ve ölüm büyük ölçüde başat meselem sanırım. Özellikle zamanın doğrusal olmadığı.
Kitabınızı okuyan birinin aklında en çok hangi soruların veya duyguların kalmasını isterdiniz?
İnanın bunu hiç düşünmedim. Cem Altınsaray’ın bir sözü var, bu söz kitaptaki bir öyküde de epigraf olarak kullanıldı. “Senin hissettiğini sadece sen hissettin. Senin yüklediğin anlamı da sadece sen yükledin. Bir filmden nasıl başka başka şeyler anlıyorsak hayattan da öyle. Herkes kendi kendine.”
Sorularımla okuyanların hem sizi daha iyi tanıması hem de kendi kafalarındaki soru işaretlerine bu yoldan geçmiş birinden cevap bulmalarını diledim. İkinci kitabınızı heves ile bekliyorum. Gönlünüze, kaleminize layık ömrünüz olsun. Teşekkürler.
Ümit Aykut Aktaş,
Kaplumbağa Ayaklanması,
86 Sayfa, Metinlerarası Kitap
Söyleşi: Ümit Yaban, 01.01.2026







.jpg)



