WhatsApp Image 2021-04-24 at 16.05.15.jp

Dicle SAĞLAM

07.06.2021

WOODY ALLEN SİNEMASINDAKİ OBJELER VE DOSTOYEVSKİVARİ BİÇİMDE ZUHUR EDEN OLAYLAR ÜZERİNDEN ŞANS KAVRAMI

WhatsApp Image 2021-06-07 at 18.07.55.jp

"Yanımda duran Plasçev’i, Dourov’u kucaklayacak, onlarla vedalaşacak  zamanı buldum. En sonunda dur borusu çalındı, kazığa bağlanmış olanları geri getirdiler ve bize Haşmetmaapları’nın cezamızı bağışladıkları okundu."    Dostoyevski

  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle

  Epikür’e göre rastlantı; bir noktaya kadar mümkündür ,dolayısıyla insan eylemlerinde belirli bir özgürlük  payı yadsınamaz. Fakat Epikür determinist değildir ve bazı durumların, öngörülemeyen başka sonuçlar (iyi veya kötü)doğurabileceğini söylemiştir.
        Woody Allen filmlerinde sıklıkla değinilen meselelerden biri de şans olgusudur. Bununla birlikte filmlerini izlediğimizde, ortaya çıkan bu şansın kişiyi avantajlı ya da dezavantajlı duruma getirdiği birtakım olayları da görürüz. Bir seçim ya da seçimlerin yapılması ve ardından gelişen birtakım olaylar eşliğinde, rastgele yapılan bir seçimin gidişatı ve nihai son’ları nasıl etkilediğini, hayretle izleriz.


    İnsan,özgür iradesiyle bir yaşam mı yaratır,yoksa kaderini mi yaşar? sorusuna ‘’Kader,insanı yaşar’’ yanıtını verir Mehmet Ali Çalışkan (Rastlantı-Bilim ve Felsefenin Ortasında) Birçok Woody Allen filmi,bu sözü doğrular niteliktedir.

    2005 yapımı Woody Allen filmi olan, Match Point’in konusu şöyledir: Şansın seçimlere, kişiye avantaj sağlayacak yerlerde olmaya, koşulları dönüştürmeye, mücadeleye ve en nihayetinde  ilahi akışa bağlı olduğuna inanan bir adam, zengin bir aileye damat olduğunda, bu evlilikle birlikte statü de elde eder. Fakat elde ettiği bu yaşantı bozulabilir çünkü kayınbiraderinin eski nişanlısı ile bir ilişki içinde olup, kadın hamiledir. Böylece hayatı boyunca yapmış olduğu gibi, yeniden bir seçim yapması gerekecektir. Ya sahip olduğu bu gösterişli hayattan vazgeçecek, ya da sevgilisi ile eski hayatının yanına bile yaklaşmayacak bir hayatı olacak. Bir seçim yapar. Tüm olasılıkları düşünür ve bir cinayet tasarlar. Sevgilisi ,sanki bir soygun olayına istemeden şahitlik edip öldürülecekmiş gibi ,kusursuz bir plan yapar. Fakat kusursuzluk denen şey bizatihi kusurlu bir aklın ,insanoğlunun büyük yanılgısıdır. Sonsuz sayıda olasılık mevcuttur ve her an bu plan bozulabilir. Cinayet gerçekleşir fakat önce sevgilisinin komşusunun evine gidip, yaşlı kadını öldürür. Ardından apartmanda sinsice bekleyip ,asansörden çıkan sevgilisini öldürür ve böylece genç adam bu işten, sorunsuzca kurtulduğunu düşünür. Olasılıklar gözden geçirilmiş, bir soygun olayı yaşanmış ve yaşlı komşu öldürülmüş, bu esnada olaya istemeden şahitlik eden sevgili de soyguncu kaçarken vurulup, öldürülmüştür. Polisler böyle bilecek, gazeteler böyle yazacaktı, çünkü görünen manzara bu hikayeyi düşündürüyordu. Adam kaldığı yerden hayatına devam ederken, olayla ilgilenen bir dedektif onunla görüşmek ister. Dedektif, sevgilisinin bir günlüğü olduğunu ve o günlükte, adamla ilgili birçok şey yazdığını söyler. Bu ilişkinin bir kaçamaktan ibaret olup, eşinin de hamile olduğunu ve bu olayı eşi duyarsa ,onu çok üzeceğini belirtir. Dolayısıyla dedektiften, kendisini tekrar görmek isterse ailesine bildirilmeden, sadece kendisine haber verilmesini ağlayarak rica eder. Dedektif zaten bir soygun cinayeti  olduğunu benimsemiştir ve adamı sadece günlükten haberdar etmek için çağırmıştır. Aslında biraz da bu adamı görüp, acaba bir cinayet işlemiş olup olmadığını test etmek de istemiştir ama bunun bir sevgiliyi yok etme cinayeti değil de, soygun ve yanlış zamanda, yanlış yerde bulunan bir sevgilinin öldürülmesi olarak görür.
      Fakat dedektif bir gece ,rüyasında cinayetin aslında soygun süsü verilerek, adam tarafından işlendiğini görür. Ertesi gün dosyanın yeniden açılması gerektiğini ve rüyasını ,meslektaşına anlatır. Arkadaşı cinayetleri işleyen adamın yakalandığını ve dosyanın artık kapandığını belirtir. Cinayeti ,uyuşturucu müptelası bir evsiz işlemiştir ve o da ölü bulunmuştur. Cebinde, olayla hiçbir ilgisi olmayan fakat genç adamın tasarladığı cinayet için, öldürülmesi elzem olan yaşlı kadının yüzüğü ile birlikte.

WhatsApp Image 2021-06-07 at 17.57.33.jp
WhatsApp Image 2021-06-07 at 17.57.51.jp

      Peki bu yüzük, cinayetin üzerine kaldığı adamın cebine nasıl geldi ve olaylar başrolün lehine nasıl döndü? Yazının başlarında da belirttiğimiz gibi şansın; seçimlere, kişiye avantaj sağlayacak yerlerde olmaya, koşulları dönüştürmeye, mücadeleye ve en nihayetinde de ilahi akışa bağlı olduğuna inanan bir adamın hikayesiydi, bu anlatılan hikaye. Seçimler yapıldı, hesaplayabildiği kadar olasılığı hesapladı ve geriye kalan sonsuz ihtimali ve cinayet silahını, spor çantasına koyup bir yola çıktı. Aslında dedektif kendisini çağırana dek içi rahatmış gibi gözükse de, her zaman sonsuz ihtimaller içinde öngöremeyeceği olayların olabileceğini ve şans kavramı ile ilgili, insanoğlunun payına düşen kadarını olabildiğince iyi analiz etmiş ve planlamıştır. Gerisi ise ilahi plandaki şansın ,kimden yana bir tavır sergileyeceğine bağlıdır. Cinayeti işledikten sonra soygun yapılmış kurgusuna uygun olsun diye, yaşlı kadının yüzüğünü ve evden birkaç eşyayı alıp, nehre doğru hızlıca fırlatmıştır. Köprüye çarpmıştır yüzük ve suya düşmeyip, yere düşmüştür. Bu yüzük hiç bulunmayabilir, cinayeti işleyen kişi ya da kişiler de hiç bulunamayıp ,olaylar farklı seyredebilirdi. Fakat bizim dahil olamadığımız, bizden bağımsız olan ilahi şans her şeyi bambaşka bir hale getirmiştir. Yani bir başka deyişle buna, Dostoyevskivari şans da denilebilir. Sonsuz olasılıkların ve ondan bağımsız bir şansın olduğunun da bilincindeki bu genç adam, eşi ve bebeğiyle birlikte hayatına kaldığı yerden devam eder.    

WhatsApp Image 2021-06-07 at 18.07.55 (1

      ‘’Kazanmaya nazaran kaybetme olasılığı sonsuz olmuyorsa hiç çekinmeyin. Her şeyinizi riske atın. Mecburen oynayacaksınız. Bu nedenle hayatınız pahasına oynayın.’’
                                                                                                      Blaise Pascal

 

    Buraya başka bir yönetmenin filminden, kısa bir notunu düşmek de yarar görüyorum. Eric Rohmer’in Maud’daki Gecem filminde sıklıkla, Pascal’ın kumarından söz edilir. Filmdeki bir karakter, Pascal’ın kumarında hoşuna gitmeyen şeyin, olasılığın piyango bileti alıyor gibi hesaplanıyor oluşundan yakınır. Bunun üzerine diğer karakter şöyle der: 
        -Ona, seçim desek?
       

       2015 yapımı bir diğer Woody Allen filmi Irrational Man’de ise, yine bir seçim ve o seçimin getirdiği olasılıklar ve Match Point filminde olduğu gibi, seçilen bir objenin bizden bağımsız gelişen, öngörülemeyen şans olgusuna etkisinden ve filmin konusundan bahsedelim.


     Felsefe profesörü olan Abe ve flört ettiği öğrencisi, kafede otururken bir konuşmaya kulak misafiri olurlar. Bir anne, çocuklarının velayetinin babalarına verilmesinden dolayı üzüntü içindedir. Çünkü baba, çocuklarına iyi bir örnek teşkil etmez ve çocukların bakımlarında ihmalkar davranır. Fakat hakim velayeti anneden alıp, babaya vermiştir. Anne ve yanındaki dostları, mahkemedeki bazı davranışlardan dolayı babanın avukatının, hakimin sevgilisi olabileceğini düşünürler. Kadın, hakimin zalim bir adam olduğunu ve bir mucize olup, ölmesini dilemektedir. Bu konuşmayı işiten profesör ve öğrencisi de bu duruma üzülür. Fakat profesör sadece üzülmekle kalmaz, dünyayı bir zalimden kurtarmayı görev haline getirir. Çünkü, hem hiç tanımadığı bir kadına yardım etmek isteyerek ,kendisini yaşama yeniden bağlayacak bir sebep bulmuştur hem de dünyayı bir zalimden temizleyerek, insanlığa ufak bir katkıda bulunmak istemiştir.


        Kusursuz bir plan için harekete geçer. Kimya laboratuvarından aldığı siyanürü bir portakal suyuna ekler ve hakim ile ilgili yapmış olduğu araştırmalardan sonra, onun her sabah spor yaptığı parka gidip ,hakimin oturduğu banka oturur ve hızlıca portakal suyunu değiştirir. Neticede hakim bu zehirli portakal suyunu içer ve ölür. Abe,çok mutludur, hayatına bir anlam kazandırmıştır. Şans eseri, tanımadığı bir kadına da yardım etmenin huzuru içindedir. Fakat kısa süre sonra flört ettiği öğrencisi olayları çözer ve cinayeti Abe’in işlediğini anlar. Bir de cinayet başkasının üzerine kalmıştır. Abe bu durumdan hoşnuttur çünkü yaşama yeniden katılmışken, teslim olmaya niyeti yoktur. Fakat öğrencisi, masum bir insanın hapse girmesini istemez ve hocasına baskı yapar. Ve böylece profesörün, yine bir seçim yapması gerekecektir. Seçimini yapar. Hayatının neşesini yeniden kazanmışken, bir kafese girmeye razı olmaz. Cinayet cinayeti doğurur ve öğrencisinden kurtulmak için harekete geçer. Gençlik yıllarında asansör işinde çalışmanın faydasını görür ve asansörü bozar. Güya, öğrencisi ile teslim olmadan evvel son kez görüşüp, vedalaşmak ister. Tam o sırada da genç kızı hızlıca kavrayıp asansör boşluğuna atacaktır. Bu kısma kadar profesör kendi hesaplamaları ile öngörebildiği her şeyi planlamıştır. Peki ya öngörülemeyen olaylar...İlahi akışın her şeyi değiştirmesi ve tıpkı Match Point filmindeki gibi, bir objenin yani seçimin etkisi.


      Olaylar bu noktaya gelmeden, bir gün profesör ve öğrencisi  lunaparka giderler. Abe, öğrencisi için, bir şans oyunu oynar ve kazanan numarayı ilk çevirişte tutturmayı başarır. Ardından şöyle der: 


      ‘’Dünyayı şans yönetir. Düzeltiyorum. Şans değil, ihtimaller. Hepimiz ihtimallerin insafına kalmışızdır.’’


      Oyunu kazandıkları için bir oyuncak vs almaya hak kazanmışlardır. Öğrencisi, bir cep feneri alır. Küçük bir fener. Profesör, birçok obje arasından bunu seçmesine biraz şaşırır ve ‘’pratik bir seçim’’ der.


      Asansörün önünde öğrencisine sarılıp onu boşluğa atacakken, bunda başarısız olur ve asansör boşluğuna profesörün kendisi düşer. Öğrencisinin, kollarında kısa bir çırpınışı sırasında çantasından el feneri düşer ve profesörün birden ayağı kayıp, kendisi ölür. Abe, her şeyi eksiksizce planlamış asansörün önünde beklerken, yapmış olduğu seçimi ve bunun getireceği sonsuz sayıdaki olasılığı bilmiyor muydu ?Fakat Pascal’ın kumarı, sonsuz olasılıklar ve ihtimallerin insafına sığınıp, hayatı pahasına da olsa bunu yapmalıydı. El feneri de ,profesörün lehine sonuçlanmayan sonsuz olasılıkların içinden bir tanesiydi. İlahi planda o olasılık devreye girmeliydi ve olayları, o olasılık değiştirdi. Öte yandan; lunaparkta birçok oyuncak varken el fenerinin seçilmesi ve bunun pratik bir seçim olarak belirtilmesini de, bir önceki filmde yüzüğün nehrin yanına gelip atılmasını tercih etmeyip, telaşla uzaktan fırlatıp atılmasını da, şu söze sırtımızı yaslayarak açıklayabiliriz:


‘’Evrende ,safi bir raslantısallık yoktur, fakat olaylar seyircilerin gözüne rastlantısal görünebilir.’’    

WhatsApp Image 2021-06-07 at 17.58.10.jp

    1986 yapımı olan Hannah ve Kız Kardeşleri filmindeki  Mickey karakterinin (yönetmen kendisi canlandırmıştır) alnına silahı dayayıp tam intihar edecekken, alnından akan terler neticesinde silah kaymıştır ve bu da  kurşunun yönünü değiştirmiştir. O boncuk gibi akan teri sayesinde ölümden kurtulmuştur. Bu kurtuluş, tıpkı çok sevdiği Dostoyevski'ninkine benzer bir kurtuluştur. Elinde ,kendisini öldürmek üzere hazır olan objenin yön değiştirişi ve kurşunun sekip duvardaki tabloyu isabet alması; Dostoyevski’yi, ansızın ölümden kurtaran dur borusu oluvermiştir adeta. Ölüme doğru götürülürken ,ölümün seyrini değiştiren dur borusu.


         Bunun yanı sıra ölmeye de hiç niyeti yoktur aslında, Woody Allen’ın oynadığı ve oynattığı karakterlerin. Belki kısacık bir zaman diliminde intiharı düşünebilirler ,fakat bu fikirden ya kendiğinden vazgeçerler, ya da bizim müdahele sahamızda olmayan bazı etkenlerle vazgeçerler. Ölmeye niyetleri olmadığı gibi, ölümden farkı olmayan hayatları yaşamayı da istemezler. Bu yüzden seçimler yapılır, olasılıklar hesaplanır ,sonsuz sayıda olasılığın var olduğu ve elimden geleni yaptım, gerisi müdahele alanına giremediğim şansın ya da düzeltiyorum, ihtimalin insafına kalmıştır diyerek yola çıkar Woody Allen karakterleri.


    Yazının başlarında kısaca Epikür’e değinmiştik. Ona göre, ölümü düşünerek yaşamak anlamsızdır .Ölümden korkmanın anlamsız çünkü yaşadığımız sürece ölüm yoktur. Filmlerinde, Woody Allen ve karakterleri de ölümü sorgular, korku içerisinde yaşarlar ve bu korkular onları türlü seçimler yapmaya iter. En nihayetinde bir seçim yapılır ve şansın kendilerinden yana olmasını dileyerek, hayatlarının biteceği güne kadar yaşamaya çalışırlar. Karakterler aslında, Epikürosçu bir düşünce yapısı geliştirir. Bu düşünce yapısını anlatan şahane bir Woody Allen repliği vardır:

‘’Asla alamayacağım cevapları arayarak hayatımı mahvetmek yerine, biteceği güne kadar yaşamın tadını çıkaracaktım.’’


      Sonsuz olasılıklar içindeki, bize ait olan seçimlerimiz ve bizim kontrolümüzde olmayan tüm öngörülemeyen olayların, ihtimallerin insafına sığınıp ,yaşamın tadını çıkaranlardan olmanız dileğiyle...

WhatsApp Image 2021-06-07 at 18.07.55 (2
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle
  • YouTube - Black Circle
  • Facebook - Black Circle